Atatürk, Herşey Bir İnsanla Başladı!

Geçen hafta sonu çocuklarımla Anıtkabir’i ziyaret ettik. Benimde ilk ziyaretimdi. Açıkçası bu kadar beni etkilemesini beklemiyordum. O kadar güzel düzenlenmiş ki kendinizi hayal dünyasına bırakırsanız, eski günleri birebir yaşıyorsunuz.
Geçen hafta sonu çocuklarımla Anıtkabir’i ziyaret ettik. Benimde ilk ziyaretimdi. Açıkçası bu kadar beni etkilemesini beklemiyordum. O kadar güzel düzenlenmiş ki kendinizi hayal dünyasına bırakırsanız, eski günleri birebir yaşıyorsunuz. Mustafa Kemal Atatürk sanki yaşıyor gibi tüm anılarını kusursuz bir şekilde sergilemişler. Çıkarken Lord Kinross’un Atatürk kitabını satın aldım. Kitabı daha okumaya başlamadım, ama önsözünü hemen okudum. Atatürk’ün özel kişiliğini o kadar güzel anlatmıştı ki. Bu özel haftada sizlerle paylaşmak istedim :

MUSTAFA KEMAL ,sonraki adıyla Kemal Atatürk,yirminci yüzyılın ilk yarısını olağanüstü kişiliğiyle etkilemiş büyük bir asker ve devlet adamıydı.Onu çağının diktatörlerinden ayıran iki önemli nokta vardı:Dış politikası, sınırları genişletmek yerine daraltmak esasına ;iç politikası ise kendi ölümünden sonra da ayakta kalabilecek bir siyasal sistem kurmak düşüncesine dayanıyordu.Bu gerçekçi ruhladır ki , memleketini yeniden canlandırmayı ve yıkık,dağınık Osmanlı İmparatorluğundan yeni,katıksız bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmayı başarabildi.

Atatürk’ün dış görünüşü alışılmış Türk tipine uymaz.Çoğu Türklerden daha sarışın bir rengi , çıkık elmacık kemikleri ve çelik mavisi ayrık gözleri vardı.Yapısı ince ,hareketleri ölçülüydü.Vücudundan dinlenme halindeyken bile enerji fışkırır ;sanki her şeyi gören ve çelişik ruh halleriyle ışıldayan canlı, keskin gözleri bu enerjiyle parıldardı.Bazen düşüncelerini büyük bir açıklıkla anlatır,bazen çok az konuşurdu.İçindeki gerilim arada bir hırçın bir öfke halinde patlak verir ,arkasından nazik ve sevimli bir ifade içinde yatışırdı.Dış görünüşünden övünç duyar,titiz bir zevkle giyinir,kaşlarını kıvırır ,ellerinin ve ayaklarının biçimli oluşuyla övünür;hatta çok yakın dostlarının yanında ,serinlemek bahanesiyle ,bahçedeki havuza yalınayak girmekten çekinmezdi.

Halkın alkışlarından kendisine aşırı bir gurur payı çıkarmazdı.Yüklendiği görevi yerine getirmek için bu gösterilere ihtiyacı olduğunu bilir,ama bunları çok kez hafife alır ve pek seyrek kanardı.Dostlarından biri,bir gün halkın hoşuna gidecek bir davranışta bulunmasını söyleyince o küçümsemeyle : ‘ Ben yaptığımı gösteriş için değil,milletimi ve kendimi tatmin için yaparım ,’diye karşılık vermişti.Bu iki amaç birbirine uygundu.Atatürk,yurdunu sahip olduğu bütün sevgi gücüyle severdi.İktidarı , hayal gücünün tutuşturduğu , üstün yaradılışının ve bükülmez iradesinin sürüklediği bir hırsla isterdi: Ama , yalnızca milletine en yararlı olan şeyi, kendi zihninde tasarlayıp kararlaştığı biçimde sağlayabilmek için.

Huzursuz bir zihindi bu. Batı uygarlığının, on dokuzuncu yüzyıldan beri Türk Liberal düşününü etkilemiş olan ilkeleriyle beslenmişti.Boyuna ,başkalarının düşüncelerini alır ,kendine uydurur ,benimser ;ama hiçbir zaman sağduyudan uzaklaşmaz ve teorilere karşı şüpheci davranırdı.Denemeci yöntemle hareket eder ; ‘ İstenilen amaca doğru adım adım’ ilerlemek için yaradılışındaki sabırsızlığı frenlemesini bilirdi.Bu adımları yine de hızlı atar;çok kere düşmanlarına olduğu kadar dostlarına karşı da sert davranarak ,liberal amaçlara liberal olmayan yollardan ulaşırdı.

Atatürk, zaman zaman insan hayatını önemsememekle beraber ,gaddar değildi.İnsanların karakterlerini kavramakta,nasıl davranacaklarını önceden görmekte yanılmaz bir sezgisi vardı.Onlara karşı davranışlarında da esnekti. Ne zaman inandırmak ,ne zaman okşamak , ne zaman korkutup emretmek gerektiğini tam olarak kestirmekte büyük bir siyasi incelik gösterirdi. Yaşamaktan ve insanlarla birarda bulunmaktan zevk alır ,söyleşiden hoşlanırdı.Ülkenin yönetimi üzerine kararları sofra başında aldığı olurdu.Bir ‘erkek Sarah Bernhardt’ınkine benzeyen o berrak ,çınlayıcı sesi ve keskin kuruluşlu cümleleriyle her zaman açık açık , çok kere uzun uzun,zaman zaman iğneli ve nükteli şekilde konuşmayı severdi.Uzun yıllar süresince Başbakanlık görevinde bulunan İsmet İnönü için bir defasında: ‘ Onun kafasında elli tilki birbirini kovalar, ama hiçbiri ötekinin kuyruğunu yakalayamaz,’ demişti.

Atatürk , çevresindeki hayatı zenginleştiren bir insandı.Kadınların kendisini beğemelerinden hoşlanır ve buna açıkca karşılık verirdi.Ölümünü izleyen ruhsal çöküntü döneminde , yerine daha gelenekçi bir insan olan İnönü geçtiği vakit , Atatürk’ ün hayranlarından bir kadın,’Türkiye, sevgilisini kaybetti,’ demişti. ‘ Şimdi artık uslu kocasıyla oturması gerekecek.’ Bu , Türklerin çoğunun paylaştığı bir duyguydu.

Atatürk her insan gibi bir çok zorluk yaşamış. Atatürk’ü Atatürk yapan en önemli özelliği hedef ve inançlarının arkasından gitmesi, pes etmemesi, kişiliğinden hiç bir surette ödün vermemesi, kendisine sonsuz inanması ve bu güç ve enerjiyi ülkemizin menfaatleri için canı pahasına savunması ve ülkemizi istediği noktaya getirecek cesareti göstermesidir.

Atatürk’ün belki bilmediğiniz zorlu yaşantısını aşağıda Mümin Sekman “İnsan İsterse” kitabında çok güzel özetlemiş.

7 yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı.
8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı.
10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde,yeni okulundaki hocasından dayak yedi.
17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
24 yaşında tutuklandı,günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
25 yaşında sürgüne gönderildi.
27 yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyesi olduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken,kendisi hiç önemsenmiyordu.Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerde karşılanırken , o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.
30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken,doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
30 yaşında amiri,onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı.Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı.Aylarca boş kaldı.
37 yaşında böbrek hastalığından Viyana’ya 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.
37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu,dağıtıldı.
38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden alındı.
38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı.Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
38 yaşında kendisi için tutuklanma kararı çıkarıldı.
38 yaşında en yakın beş arkadaşından üçü,onun Kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.
39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.
Sonra ne mi oldu?
42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu!

Atatürk başlangıçta tek kişiydi. Herşey bir insanla başladı.

Anıtkabir'den çıkarken Atatürk'ün Anı defterini doldurmak için on beş dakika bekledim. Beni en çok memnun eden bu defteri dolduranların ve doldurmak için sırada bekliyenlerin çoğunluğunun çocuk ve gençlerin olması.

Umarım yeni nesiller Anıtkabir’i ziyaret ederler. Böyle bir lidere sahip olmanın kıymetini anlarlar ve ülkemizi layık olduğu noktaya getirmek için sözlerini tutarlar.

Atatürk’ün gençliğe hitabesi ile yazımı bitirmek istiyorum : “ vazifeye atılmak için içinde bulunduğun şartların imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin”.

Sevgilerimle
Taner Özdeş
Bu haftanın Tavsiye yazısını okumak için http://www.tanerozdes.com/Basarinin-Yolu_a112.aspx

12 Kasım'daki "Limit Sizsiniz" Seminerime kaydınızı yaptırdınız mı? http://www.tanerozdes.com/Taner-Ozdesten-Limit-Sizsiniz-Semineri-Kacirmayin_s7.aspx

Comments powered by CComment

Bize Ulaşın

Halim Meriç İş Merkezi Cemal Sururi Cd. No:25/18 Şişli İstanbul

  • dummy0532 255 97 82

E-Bülten

E-posta adresinizi girin, size daha fazla bilgi gönderelim...

Ara