Bir Hafta Sonum!

Son günlerde Istanbul’da havalar inanılmaz sıcak ve bu da insanların ruh hallerini çok olumsuz etkiliyor; çalışanların kendilerini yorgun ve bitkin hissetmelerine sebep oluyor.

Bu hafta sonumu keyifli bir şekilde geçirmeye karar verdim. Cuma akşamı işten çıktğımda saat 19.30 du. Swissotel’e tenis turnuva maçımı oynamak için gittim. Cuma akşamı çoğu insanda tükenmişlik hissi vardır. Tenis oynamak benim için saat kaç olursa olsun dinlenmek demektir. Zihinsel dinlenmek. En büyük yorgunluk zihinsel yorgunluktur.. Maçı kazanarak evin yolunu tuttum.

Cumartesi günü de Su Ada’ya (eski Galatasaray Adası) gittim. Boğazın ortasındaki bu beyaz cennet hafta sonu kaçamağı yapamayanlar için birçok fırsatlar sunuyor. Sürekli çalan müzik, beyaz minderler, ve boğazın ortasında olmanın doyumsuz keyfi. Muhakkak bir çok tanıdık çıkıyor. Ben cumartesi günleri serbest kalmayı tercih ederim. Cumartesi günleri yeni insanlarla tanışmak ve eski arkadaşlarımı görmek için bir fırsattır. Su Adaya gelirken yanımda kitabım ve bilgisayarım vardı. Kaldığım beş saatte içinde ikisine de dokunamadım. Birçok insanla sohbet ettim. Konuştuğum her insanın bir yandan hayatın keyfini sonuna çıkarmaya çalışırken, bir yandan da uzun vadeli planlar yaptığının, sürekli ürettiğinin farkına vardım. Bir arkadaşım 30 senelik eşinden ayrılıp yeni maceralara yelken açmış, başka bir arkadaşım Türkiye’deki işini bırakıp facebookta tekrar karşılaştığı eski bir ilkokul arkadaşı ile Kanada’ya yerleşme planları yapıyormuş. Hillside’dan tanıştığım başka bir arkadaşım ise tekstili bırakıp eğitim organizasyonu yapmaya karar vermiş. Tanıyayım, tanımayayım, yeni tanışmış olayım veya çok eski bir arkadaşım olsun, o anı yaşayıp orta noktada buluşup keyifli bir sohbet etmek kadar beni heyecanlandıran, keyif veren bir şey olamaz. Bu şekilde yaşamaktan çok mutlu oluyorum. Sevgili eşime bana bu hürriyeti verdiği için teşekkür etmem lazım. 30 senelik evlilikten sonra ayrılma kararı veren arkadaşım “biz hep dipdibe yaşadık, her an beraberdik,her şeyi beraber yapardık. Oğlumuz evden gidince ikimizde hür olmak istedik, birbirimizi sevdiğimiz için bu kararı aldık” derken, yüzündeki gülümseme ne istediğini bilmenin mutluluğunu yansıtıyordu.

Cumartesi akşamı şirketimizin patronun evine barbekü partisine davetliydik. Yemekte patronumun ODTÜ’den İran asıllı bir arkadaşı ve onun Londra’da büyümüş yine İran asıllı kız arkadaşı da vardı. O akşam ilk defa tanıştığım bu kişilerden hem çok şey öğrendim, hem de çok keyifli vakit geçirdim. Farklı insanların içindeki güzellikleri ve hayata farklı bir gözle bakmalarından bir kez daha etkilendim ve dünyada her insan ne kadar güzel diye düşündüm. Maddiyat olmasa ve bütün dünya kardeş olabilse dünya ne kadar güzel oldurdu diye dedim.

Pazar sabahı eşimle House Cafe Corner’a gittik. Burası bizim favori kahvaltı yerimiz. Yanımızdaki masada oturan, House Cafe’ye sıkça gelen bir müşterisi ile sohbet etmeye başladık. Kendisi bir gurme idi. Mesleğini sorduğumda bana psikanalist olduğunu söyledi. Müşterileri arasında üst ve orta düzey yöneticilerde vardı. Günümüzün iş dünyasındaki zorluklardan bahsettik.
Psikanaliz konusunda fazla bilgi sahibi değildim. Açıkçası insan psikolojisi konusuyla çok ilgilenmeme rağmen bazen ümitsizliğe düşüyorum. Öğrenecek o kadar çok şey var ki..

Kendisi ile hoş bir sohbete başladık. Ne iş yaptığımdan bahsettim. Satışçıları nasıl yüreklendirdiğimi, kendi kendilerini güçlü hissetmeleri için uyguladığım teknikleri anlattım.

Bana anlattıklarının bazılarını sizlerle paylaşmak isterim :

Amerikan satış sistemi “agressive” eğitim sistemini ön plana çıkarır. Aslında “assertive” sistem bunun doğrusudur. “Aggresive” kelimesine sözlükte baktım, karşılığı “saldırgan tavır”. Assertive kelimesine baktım “kendine güvenli , hakkını arayan , iddia eden” diyor..

Assertive tavırlı bir kişi insanların belli sınırlar içerisinde, karşısındaki kişiye saygılı, onların haklarını gözeterek, nazik bir tavırda haklarını araması, istediğini açıkça ifade etmesidir. Aggresive tutum ise karşıya saldırgan, suçlayıcı bir tutumla karşısındaki kişinin fikrini dikkate almadan kendi menfaatini gözetmesidir. Sadece amacı istediğini elde etmektir. Bu iki farklı davranış hakkında detaylı bilgilere http://www.mtstcil.org/skills/assert-3.html ulaşabilirsiniz.

“Şahsi cesaret” yerine “medeni cesaret”in öneminden bahsetti. Amerikan eğitim sistemi ve kitapları bizlere birçok teknik ve stratejiden bahseder. Bunları uygularken ülkemizin örf ve adetlerini, bizim insanımızın duygu ve düşüncelerini (hassasiyetlerini) göz önüne almamız gerekir. Şahsi cesaretimizi belli sınırlar içinde kullanmalıyız. Aksi takdirde bizden daha güçlü biri karşımıza çıktığında, sınırlarımızın üzerinde bir kapasitesi varsa üzülebilir, düş kırıklığına uğrayabiliriz.

Kendisine benim satış veya insan iletşimide inandığım 4 hayat felsefemden bahsettim:
“ dürüstlük” – dürüst olduğumuz noktada kendimizi iyi hissederiz”
“ açıklık/samimiyet”- ne kadar açık olursak karşımızdaki kişi de bize o kadar açık olur.
“ ilgili dinlemek”– karşımızdaki kişiyi ne kadar dinlersek ona o kadar değer verdiğimizi göstermiş oluruz”
“özsaygı- kendimizi ne kadar seversek, inanırsak ve sınırlarımızı bilirsek o oranda özgüvenimiz artar”

Satışta gerektiğinde assertive olabiliyordum. Satışı karşımızdaki kişinin iyiliği için yaptığımızda bu diğer kişiyi daha az rahatsız edeceğini hep düşünürüm.

Bana söylediği en güzel söz ise “ Dehalık hayatı doğru sentezleme sanatı “ Hepimiz dünyayı farklı gözlerle görüyoruz.

Bu konuda benim yorumum şu : “hayattan ve kendimizden ne beklediğimizi bilirsek, hayattan hem daha keyif alırız, hem de kendimizi doğru yönlediririz”.

Kendisi ile yeni tanışmama rağmen bir saat sohbet ettik. Egonun öneminden bahsetti. Egomuzu doğru yönetmemiz gerektiğini bazen superegomuzu devreye sokmamiz gerektiği, doğru yönettiğimiz sürece daha başarılı olacağımızdan egonun insan hayatındaki öneminden bahsetti.

Satışta karşımızdaki kişileri soru sorarak keşfederiz, dedim. Psikanilizde biz çok fazla soru sormayız, sorarsak da bu sorular yönledirme soruları olur, dedi. O zaman ne yaparsınız, diye sordum. Size nasıl yardımcı olabilirim deriz, dedi. Sokrates “felsefe, soru sorma sanatı”dır diyor.

Bana psikanaliz konusunda bir kitap tavsiye etti – Psikanalizin içinden ( Bella Habip). Hemen aldım ve bu konuda kendimi geliştirmeye karar verdim. Kitabı elime aldım ve hemen merakla birkaç sayfasını karıştırdım. Ülkemize psikanalizin geç geldiğinden bahsediyor:

Psikanalizin diğer psikolojik tedavilerden farklı olduğunu insanların neyi niçin yaptığından çok hayatta vazgeçemediği en önemli şeyin anlam aramaktan hiç bir zaman vazgeçmeyeceğinden bahsediyor. Uçak korkusu olan bir kişi, uçağa binmesemde olur diyebilir, ama neden binemediğimi anlamasam da olur diyemez. Psikanaliz kişinin kendi hakkında daha çok düşünmesini , hayret etmesini, hayret ettikçe kendisini yeniden keşfetmesini sağlar. Kişi, hayret etmeden soramaz. Soru sormak da ileriye yönelik yani yaşama yönelik bir hareketin başlangıcıdır. Psikanalize geçmek için ne gerekir , diye soranlara, terapistler şöyle cevap veriyor: Cesaret, cesaret ve yine cesaret.

Yeni bir şeyler öğrenmenin mutluluğu ile eşimle havanın çok sıcak olduğunu da göze alarak eğlenceli bir filme Mamma Mia’ya gitmeye karar verdik. Mamma Mia, hoş bir müzikaldi. Kafayı sıfırlamak için ideal. Tüm parçalar nostajik ABBA’nın şarkıları. Arkasından yine turnuva maçımı oynamak için Swissotelin yolunu tuttum. Yine kazandım, eve geldim.
Artık yazı yazma zamanı!

Unutmadan, bu hafta başında ikinci kere izlediğim William Smith’in “ Pursuit of Happiness” DVDsi mutluluğu yakalamak konusunda harika bir film. Ayrıca satış mesleğinde herkesin seyretmesi gereken bir film. Bana inanılmaz bir ilham verdi. Sahip olduklarımı bana yine hatırlattı. Film , hayatın zorluklarını anlamamızı, başarı ve mutluluğunun ancak zorlu, engebeli ve acı dolu bir yolcukluktan sonra karşımıza çıkacağını anlatıyor. Bu yol ne kadar zorlu olursa, mutluluk o kadar yoğun oluyor..

Benim için bu hafta çok keyifli geçti. Aslında insanın bazen çok ufak şeylerle de mutlu olabileceğini kendime tekrar hatırlatma fırsatını buldum.. Umarım sizde okumaktan keyif aldınız.

Sevgilerimle,
Taner Özdeş

Comments powered by CComment

Bize Ulaşın

Halim Meriç İş Merkezi Cemal Sururi Cd. No:25/18 Şişli İstanbul

  • dummy0532 255 97 82

E-Bülten

E-posta adresinizi girin, size daha fazla bilgi gönderelim...

Ara