Dostluk ve Arkadaşlık!

1 Mayıs’ın tatil olması ile eşimle kendimizi şehir merkezine 45 dakikalık mesafede olan doğa cenneti Saklıköy’e ( www.saklıkoy.com.tr) attık. Saklıköy’ü ilk defa 15 sene önce keşfettik. Robert Kolej’den eniştemin arkadaşı Hakan Kök’ün sabırla ve azimle yarattığı bu cennet görülmeye değer. At sporunu sevenler için tasarlanmış olan bu Country Club bugün haftasonu kaçamağı için İstanbul’da bir numaralı mekan. Kendi kategorisinde Avrupa’nın en iyi oteli seçilmiş. Bugün Hakan ile sohbet ederken şunu düşündüm, başarılı bir girişimci para yerine ideal ve hayallerini tavizsiz uyguladığı zaman başarı kaçınılmaz oluyor. Hakan’ın şu sözcükleri aklımda kaldı : “ Başarımın sırrı ortağımın olmaması, bir ortağım olsaydı böyle bir yatırım yapmama kesinlikle izin vermezdi”. İyi ki olmamış biz de İstanbul’a 45 dakikalık mesafede böyle bir yere gelmenin keyfini çıkarıyoruz.

Temiz hava, huzur, doğa hepsi bolca var. Ama herşeyde olduğu gibi dostlar ile birlikte burası çok daha keyifli oluyor. Son zamanlarda okuduğum Aret Vartakyan’ın "Sen ve Ben" kitabı beni oldukça etkiledi. Dürüst ve açık bir dille yazılmış günümüzün dünyasını sorguluyor, eleştirirken bizi düşündürüyor. Kitapta bir bölümde şöyle diyor : “ Sana bir sorum var, rakının en iyi mezesi nedir? Ne dersen de, eğer bir yemek ya da meze adı söylüyorsan bilemedin. Rakının en iyi mezesi muhabettir, muhabbet.”

Dostluk, arkadaşlık bu kavramların anlamı inanılmaz hızda tükedildiği, kullanıldığı dünyamızda, bu değerleri anlamadan gözden kaçırmamıza neden oluyor. Özellikle yeni nesillerde bireyselliğin ön planda olması bu konunun önemini ve değerini bir kat daha arttırıyor. Çağımızda bu kavramların kıymeti yeterince anlaşılmıyor.

Niye bu kadar duygusal oldum? Geçen hafta eşimin Avusturya Lisesi’nden mezuniyetinin 25.yıl törenine katıldım. Bilmiyorum siz de aynısını mı düşünüyorsunuz, lise arkadaşlığının yerini hiçbir şey tutmaz.

Her yıl okulumuzda “Strudeltag” adı altında (ben de eşimle aynı okuldan mezunum, zaten orada tanıştık) öğrencilerin ve mezunların biraraya geldiği muhteşem bir gün. Her sene biraz daha yaşlanıyoruz, çocuklarımız gözümüzün önünde büyüyorlar. Değişimleri kendimiz o kadar fark etmesek bile arkadaşlarımız hemen fark ediyorlar. Okula girdiğim andan itibaren ruh halim yine o gençlik yıllarıma gider, bütün anılarım göz önüne gelir. Saf, temiz duygularla yapmış olduğumuz yaramazlıklar, haylazlıklar, aşırılıklar, çılgınlıklar gözümün önüne gelir. Bunları 17 ve 18 yaşımdaki oğullarıma büyük keyif içinde anlatırım. Eşim ve ben okulumuzu o kadar sevmişiz ki çocuklarımız da ilkokulu Avusturya Lisesi’nin kurmuş olduğu Alev’de okudular.

Geçen yazımda, yeni nesillerin iyi bir insan olması için ailenin öneminden bahsettim. Ailenizi seçemezsiniz ama doğru arkadaş, iş ve eşi seçmek hepimizin elinde. Doğru arkadaş seçmek her ne kadar elimizde olsa da yaşamış olduğumuz muhitin, gittiğimiz okulun, hayatımız ve seçeceğimiz arkadaşlar üzerinde etkisi çok yüksektir. O nedenle Avusturya Lisesi’nde okumaktan bugünkü aklımla çok mutluyum. Bu okulda okuduğum için şu anda sahip olduğum arkadaşlara sahibim. En yakın dostlarım Avusturya Lisesi’ndeki sınıf arkadaşlarımdır. Lise arkadaşlarımızla yılda 2 veya 3 kere de görüşsek aynı samimiyet, sıcaklık ve coşkuyu hissederiz. Ne güzel bir duygudur, birisini dost gibi görmeniz, o kişiyi o duygularla sevmeniz.
Saf ve temiz duygularla, hiç bir menfaat düşünmeden hiç bir çıkar gözetmeksizin, o kişiyi o kişi olduğu için değer verir ve içten seversiniz. Maalesef bu seviyede arkadaşlıklar ileriki yıllarda ne kadar istesek de kurulamıyor.

Geçenlerde bir kitapta okumuştum; insanların birlikte yaşamış oldukları birliktelikler, paylaşımlar ve geçirilmiş süre ne kadar sık, ne kadar uzun süreli olursa, aradaki duygusal bağ da o kadar kuvvetli oluyor. Ben Avusturya Lisesi’nde hazırlık, ortaokul ve lise ile birlikte tam tamına 9 sene okudum. 9 sene sınıf arkadaşlarımla geçirmiş olduğum süreyi ailemin hiç bir ferdi ile geçirmedim. Bir çok özel şeyi onlarla paylaştım. Yakın arkadaşlarım benim hakkımda annem veya babamdan daha az şey bilmiyorlar (hatta beni daha bile iyi tanıyor olabilirler). O nedenle bu dostluklar hiçbir zaman bitmez, eskimez, yıpranmaz. Biz izin vermedikçe, ihmal etmedikçe!

Geçen pazar Strudeltag ve eşimin 25. yıl töreni sebebiyle okulumuza iki oğlumuzu da alarak gittik. İçim hemen kıpır kıpır etti. Tekrar o çocuk olmuştum. Bıraksanız yine yaramazlık yapardım. En azından içimde öyle hissettim.

Birçok arkadaşımla tören öncesi sohbet ettik, birbirimize takıldık, gülüştük. Bazılarımızın saçları gitmiş, bazılarımızın saçları beyazlamış, bazılarımız almış olduğumuz kilolarla göbeklenmişti. Kızlar da makyaj konusunda her ne kadar kendilerini geliştirseler de, yaşlanmanın vermiş olduğu değişiklikleri görebiliyorduk. Ama ruhen hepimiz birbirimizi o eski günlerdeki gibi görüyorduk. Şu anki konumumuza, mevkimize bakmadan safça duygularla birbirimizle eski günlerde olduğu gibi şakalaşıyorduk, takılıyorduk. Bence önemli olan da zaten buydu.

En sonunda hepimiz törenin yapılacağı o ufak salona girdik. Eşimin sınıfından Arzu sunum yapmak için sahneye çıktı. Muhteşem bir konuşma yaptı, içimden ayakta alkışlamak geldi – (bu disiplin, özveri ve mükemmellik sadece bizim mezunlardan çıkar bunu da belirtmek isterim). Yine aynı sınıftan Handan’ın hazırlamış olduğu okudukları yıllardaki önemli politik olayları, televizyon programlarını (Küçük Ev, Dallas, Tatlı Cadı, Uzay Yolu vb), yaşanmış krizleri tek tek bu video gösterisinde gösterilirken hüzünlendiğimi hissettim. 25 sene nasılda geçmiş, insan hafızası bunları nasıl da silebiliyordu. Sonrasında okul yıllarındaki çekilen fotoğraflar arkaya arkaya büyük ekranda gözüküyordu. Eşim ile flört ettiğim o yıllar aklıma geldi. Çocuklarımız ufakken eski evimizde çekilen resimler, hepsi sanki biz zaman yolculuğundaymışız gibi tek tek önümüzden geçiyordu. Baktım, gözlerim yaşlanmıştı. Siliyordum, tekrar ıslanıyordu. Ben çok duygusal gözükmeyi sevmem, nadiren ağlarım. Ama bu duygulara karşı koymak nasıl mümkün, zaten niye karşı koyayım ki.

Bu arada orada olamayan bazı sınıf arkadaşları teknolojinin nimetleri sayesinde video konferans ile ta Amerika’dan bağlandılar. Belma beş saatlik bir uçak yolculuğu yapıp Gülbin’in yanına gitmiş. Onların saati ile saat sabahın beşi! Dev ekranda bize bakıyorlar, gülüyorlar, ağlıyorlar, hatta çığlık atıyorlardı. Ne inanılmaz bir duygu seli- kızların erkeklere göre bu kadar duygusal ve derin olmaları beni hep kıskandırır- karşı koymak mümkün mü, beni sürekli ağlattılar. Babam ve Oğlum filminde en son bu kadar ağlamıştım :)

Herkes plaketlerini alırken Arzu herbirine tek tek takıldı. Herkes hakkında bir anektot sundu. Eşim sınıfında ilk evlenen (arkadaşlarına göre lakabı prenses) kişi idi. 24 senelik evliliğimiz sebebiyle Arzu bunun önemine değindi. Sadece süren değil, mutlu bir evlilik olduğunun altını çizdi. Eşim benden uzak oturuyordu, ama onun ne kadar duygusallaştığını, hatta ağladığını arkadaşlarım söyledi. Güzel ve temiz duygular. Dünyada herşeyin bayatladığı, tek değer ve güç olarak paranın görüldüğü çağımızda dostluk, arkadaşlık kavramlarının önemini anlamanız için bizimle orada olmanız gerekirdi.

Sonra herkes birlikte anı fotoğrafı çektirdi. Akşam yemek ile bu inanılmaz gün geç saatlere kadar devam ediyordu... Eşimi bu noktada yalnız bıraktım. Arkadaşları ile doya doya eğlensinler diye..

Biz Türkler duygusal insanlarız, benim üzüldüğüm kapitalist sistemin ülkemize yaratmış olduğu düşünce ile birçok değerimizi kaybetmemiz, veya eskisi kadar kıymet vermemiz. “Satışın 10 Altın Kuralı” kitabımda 10 hayat felsefemden bahsederim. Bunlar beni ben yapan değerler. İki değerin hep altını özellikle çizerim. Biri, "Ailenizi ve yakın dostlarınızı ihmal etmeyin, arayın sorun, ara sıra birlikte olun" derim. Zor günlerinizde çevrenizdeki birçok kişi sizi yalnız bırakırken, aileniz ve gerçek dostlarınız size her zaman kucak açarlar, destek olurlar, gerekirse maddi yardım bile ederler.

Çünkü onlar adı üstünde dostlardır ve sizi siz olduğunuz için severler. Sahip olduğunuz maddi değerler, menfaat için değil, sadece ve sadece siz olduğunuz için. Diğer önem verdiğim hayat felsefesi ise "insanları karşılıksız sevmek". Satışta başarı olmanın en önemli felsefesi insanları sevmek, onlara yardım etme düşüncesi, içten gelen hizmet etme isteğidir. Bu öğretilemez. İnsanları karşılıksız sevebiliyorsanız, o zaman satış mesleğinde parlarsınız...

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

Comments powered by CComment

Bize Ulaşın

Halim Meriç İş Merkezi Cemal Sururi Cd. No:25/18 Şişli İstanbul

  • dummy0532 255 97 82

E-Bülten

E-posta adresinizi girin, size daha fazla bilgi gönderelim...

Ara