Yeni Yıla Girerken!

Bu yazıyı 2010 yılına girerken , veya 2009 yılını terk ederken yazıyorum. Bugün sevgili eşimle 24. evlilik yıldönümüzü kutluyoruz. Sevgili Fulya Anaydın’ın güzel jestiyle Çırağan Oteli’nden aldığım muhteşem ilham ile bu yazıyı yazıyorum.

Bu sabah günüm muhteşem başladı. Conrad Oteli’nde tenis turnuva maçım vardı. Aralık ayı olmasına rağmen hava muhteşemdi, güneş o kadar keskindi ki ,güneşten korunmak için gözlük takmak zorunda kaldım . Maç çok keyifli geçti ve kazandım. Tenis oynamak bende bir tutku ve buna zaman ayırmak için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Ama değiyorJ

Bu sene 46 yaşıma girdim, her ne kadar kimse inanmasa da. Hiç unutmam eşimle yeni evlenmiştik, bayramlarda herkes kapımıza para istemeye gelirdi. Ben de kapıyı açar “ babam evde yok” diyerek kapıyı kapatırdım. Bugün kendi yaşıtlarıma baktığımda gerçek genç duruyorum. Bunun sebebi genlerim mi, spor yapmam mı, pozitif olmam mı, gerçekten bilmiyorum. Ama şunu biliyorum, yaşadağım her anı seviyorum ve sonuna kadar keyfini çıkarıyorum. Her ne kadar pozitif olmak bugün eleştiriliyorsa veya sahte mutluluk olarak görülse de.

Hayat bir yolculuk, gerçekten zor bir yolculuk.. Bir taraftan egonuz, bir taraftan yaşam mücadeleniz, bir taraftan yaşamınız, sürdürmeniz için gereken bir mücadele. Para sanırım bu hayatı çirkinleştiren, diğer yandan istediğimiz hayatı yaşamak için gereken bir araç.

Para ile mutlu olunmaz, ama parasız nasıl keyifli bir hayat olunur? Parasız bu iş nasıl olur? Geçen gün şöförümüzün evine kredi kartlarını ödemediği için haciz gelmişti. Sürekli borç almasına rağmen, son bir kere borç verilmesi için onay verdim. Karısının çalıştığı şirket de maaşını vermiyordu. Ne büyük bir haksızlık diyebilirsiniz ! Ama Türkiye’nin çoğu bu şekilde bir hayat sürüyor. Osho, istekler ve arzular olmasa , korku da olmaz diyor. Şöyle düşünebiliriz, bir isteğiniz yoksa para da önemli değil.

Günümüzde en çok konuşulan konuların başında (diyeti saymıyorum J) aşk, mutluluk ve huzur geliyor. İnsan nasıl mutlu olur? Para olmadan mutluluk olur mu? Aşk yaşamadan mutluluk olur mu? Sevilmeden mutluluk olur mu? Bir şey başarmadan mutluluk olur mu?

Dün akşam arkadaşlarımla Cihangir’de bir partiye gittik. Kimseyi tanımıyorduk. Bir arkadaşımı soyadı benzerliği dolayısı ile Facebook’dan davet etmişlerdi. Bizde arkadaşıma eşlik ettik. Yanımda bir grup bayan oturuyordu. Kendimi tanıştırdım. Hepsi oyuncu idi. Pırıl pırıl gençlerdi. Bazıları filmde oynuyordu, bazıları ise teklif gelmesinl bekliyorlardı. Hepsi rahattı, huzurlu idi, gelecek endişesini en azından bana yansıtmıyorlardı. Yeni insanlar ile tanışmak 80’li yıllara göre ne kadar kolay olmuştu. Ama bu ilişkiler ne kadar sağlam, derin ve uzun vadeli ?





Bu sene İş Bankası’ndan birlikte iş yaptığım birisinden eposta aldım. Taner, senin bir akraban bizim bankada çalışıyor, dedi. Adı Nurgün Özdeş. Hemen kendisini buldum, saatlerce sohbet ettik. O da benim gibi ailesini daha yakından tanımak , soy ağacını ortaya çıkarmak istiyormuş. Bu görüşmeden 3 ay sonra evimde bir davet verdim. Hayatta hiç tanımadığım, akrabam bile olduğunun farkında olmadığım insanlarla aynı ortamdaydım. İnsanın aynı kandan olmasının bence çok özel bir anlamı var. Herkesi çok sevmiştim. O günden beri hepimiz dönüşümlü birimizin evinde buluşuyoruz. Aklımda kalanlar: gülüşmeler, kahkahalar ve uzun uzadıya giden sohbetler. Geçen hafta hepimizi babam topladı. Ergun Özdeş Ankara’dan 80 küsür yaşındaki babasını getirmiş, Erdoğan Özdeş, eski bir albay. Bugünlerde sürekli şiir yazıyor. Kendisi ile dün ve bugün üzerine sohbet ettik. O kadar hoşuma gitti ki.. Sonra hepimize yazdığı “Yaşam Rüzgarı “şiir kitabını hediye etti. Sevdiğim bir şiirini sizlerle paylaşmak isterim. 2010 yılında bu buluşmalar devam edecek. Hayatıma renk kattı.. Aile güzel bir duygu ve kaybetmememiz gereken en önemli değerimiz.

Arkadaşlık, dostluk günüzümüzün Internet çağında basite indirgenmiş kavramlardır. Bir insan , diğer insan ile tanışmadan Internette samimi olabilir mi veya ileriki yaşımızda tanıştığımız kişiler bir lise arkadaşlığının yerini alır mı?

O zaman arkadaşlık ne demek? Bir insanın başka bir insan ile dost olabilmesi için ne gerekir? Yaşımız ilerledikçe arkadaşlarımız azalıyor. Dost olabilmek için ne yapmamız lazım? Beraber geçirdiğimiz süre, yaşadığımız ortak mücadele, paylaştığımız sırlar, birlikte geçirdiğimiz güzel anlar. Bir dostu nasıl kaybetmeyiz?

Kendime bakarsam 12 yaşımdaki en yakın arkadaşım ile şu anda nerdeyse hiç görüşmüyorum; 14 yaşındaki arkadaşım ile gerçekten çok şey paylaştık, yine görüşüyoruz, ama her yıl daha az, samimiyetimiz azalmıyor. Amerika’da 4 sene okurken aynı odada kaldığım ve bir çok şeyi paylaştığım dostum ile yılda bir iki kere görüşüyoruz. Diğer dostlarım, arkadaşlarım ile görüşüyorum, ama daha az. O zaman dostluk ve yakınlık nasıl tanımlanmalı. Bu yüzyılda insanın yakın bir arkadaşa sahip olması gerçekten kolay değil. Ama dostluk zaman ile ölçülmüyorsa, neyle ölçmeliyiz? Yoksa, o kişinin bizi sadece varlığımızdan dolayı sevmesimidir?

Aile, kardeş, akraba; bunlara yeni nesilin bakışı bizden çok farklı. Yeni nesil saygı, fedakarlık, minnet, sadakat konularına bizim jenerasyondan farklı bakıyor. Ben, ben, yine ben o kadar güçlü ki, tüm bu duyguların önünde. Bu iyi mi? Yoksa bu değerleri kaybetmemiz ilerisi için endişe etmemiz mi gerekiyor? Ego’ya sahip olmalıyız. Ama doğru amaçla !

Her gün trafik, intihar, terör, hastalık sebebiyle birçok insan ölüyor. İnsanların tepkileri 20 sene öncesine göre farklı mı? Duygularımıza ve vicdanımıza ne oldu?

Geçen gün Beyoğlu’nda yürüyordum. Her yerde insanlar yiyiyor, içiyor, sohbet ediyor .. Yarinı düşünmeden. Türkiye’de gençlerin yüzde 82 ‘si para biriktirmiyor.. Gelecek için planları yok. Neye güvenerek!

Kişisel gelişim günümüzün ne popüler konusu. IQ yeterli olmuyor, eğitim yeterli olmuyor. Rekabet, daha iyi , daha daha iyi olmamızı bekliyor. Bugün herkes iyi bir eğitim alabilir, ama bu başarı için yeterli değil. Cihangir’de bu gençlerle konuşurken film endüstrisinde başarı için ne gerekir dedim? “ Herkes iyi eğitime sahip, herkes belli seviyede yeteneğe sahip, herkes çok çalışıyor, ama bunların hiç biri yeterli değil, farklı birşey yapmanız lazım” dediler. “ Vow ”
Dedim. Bizim zamanımızda iyi bir okuldan mezun olmak yeterli idi, bir kaç tanıdığın varsa geleceğin garanti idi. Şimdi ne kadar farklı , hatta acımasız.

Geçen gün eski patronum Erol Aksoy’dan ( İktisat Bankası kurucusu) bir eposta aldım. Bana şöyle diyordu “ Sevgili Taner, Satışın 10 Altın Kuralı kitabını arkadaşımın tavsiyesi ile okudum ve çok beğendim, beni ararsan sevinirim. Altında bir telefon vardı. Bu eposta sekreterinden bana gönderilmişti. Telefon numarasını bir hafta sonra aradım. Telefonda bir sesizlik oldu. Kimsizsiniz dedim. Ben “Erol Aksoy’um” dedi.. İçimden inanmıyorum dedim. Ağzımdan kelimeler döküldü. Erol Bey, ben size kitabımı bir yıl önce göndermiştim, dedim. “Doğru” dedi. “ Ama o zaman okumadım. Geçen gün arkadaşım bana göndermiş. Ben de okudum. Seni tebrik ederim. Güzel bir çalışma olmuş. Seninle en kısa zamanda kahve içip, sohbet etmek isterim” dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece şu sözler ağzımdan döküldü ”Ben sizinle çalışmaktan gurur duydum”.

Son 12 senedir 20,000 üzerinde kişiye seminer ve eğitim verdim, TV , Internet, söyleşi ve sohbetlerle gençlere faydalı olmaya çalıştım. Kitabım 10,000’in adetin üzerinde sattı ve satmaya devam ediyor. Bloğumda www.tanerozdes.com sitemde yılda 50’nin üzerinde makalemi yayınlıyorum. Hiç bir beklentim olmadan, sadece vermek ve paylaşmak için. Vermenin almaktan ne kadar daha değerli olduğunu keşf ettim ve bunun keyfini yaşıyorum. Geçen gün Kocaelinde Sabancı Kültür Merkezinde 400’in üzerinde gence hitap ettim. Bu mutluluk hiç bir şeyle mukayese edilemez. Bazıları ile fotoğraf çekdirdik, ne büyük mutluluk ..

Yazmak beni hep mutlu ediyor. Elif Şafak yazarken kendimden geçiyorum diyor. Bende yazarken büyük bir haz alıyorum. Keyif alıyorum. Resim yapmak, beste yapmak , bina yapmak bunların hepsi duyguların dışa vurulması . Bunu keşfettiğiniz zaman hayattan daha keyif alacaksınız, kendinizi daha çok seveceksiniz

2010 yılına girerken yazımı bu senenin en keyif alarak okuduğum kitabından alıntı ile bitirmek istiyorum. Bu kitabı bana eski bir elemanım hediye etti. Aykan Raşitoğlu, satış konusunda tanıdığım en yetenekli, çalışkan elemanımdı. Kitabın adı “ The Rhytem of Life “ – her günü tutku ve bir amaç için yaşayın diyor – Matthew Kelly .

Bu sene Robin Sharma’dan Internet üzerinden coaching aldım. Bana çok şey kattı. Dünyanın her yerinden 330 tane arkadaşım oldu. Dünyanın her yerinde insanlar aynı: en azından tepkileri, duyguları , sezgileri. İnsanlar fikirlerinde ayrışır, ama duygularda birleşir. Temelde iş hayatında insanların duygularına seslenin. Başarının sırrı duygulara seslenmekten geçer !

Matthew Kelly’in kitabında yer alan Kent Keith’in muhteşem sözleri:

- İnsanlar bencil, mantıksız, anlamsızdır, ama yine de onları sev
- İyilik yaparsan, insanlar seni bencillik ve art niyet ile suçlayacaklar, yine de sen insanlara iyilik yap
- Eğer başarılı olursan , yanlış arkadaş ve gerçek düşman kazanırsın, ama sen yine de başar
- Yaptığın iyilikler, yarın unutulacaktır, ama sen yine de iyilik yap,
- Dürüstlük ve açık sözlülük seni daha saldırı ve tenkide açık yapar, sen yine de dürüst ve açık ol
- Büyük insanlar hem de büyük fikirler ile ufak insanlar hem de ufak akıllar tarafından vurulacaktır, ama sen yine de büyük düşün
- İnsanlar güçsüz ve zayıf insanları destekler, fakat kazanan insanları takip eder, sen yine de güçsüz ve zayıf taraf ol
- Hayatın boyunca yaptıkların, bir gecede yıkılabilir, ama sen yine de inşa etmeye devam et
- İnsanlar gerçekte yardıma ihtiyaç duysalarda, eğer sen onlara yardım edersen, sana saldırabilirler, ama sen onlara yine de yardım etmeye devam et
- Dünyaya verebileceğinin en iyisini vermeye çalış, ama aşağılanacaksın, hiçe sayılacaksın, ama sen yine de dünyaya verebileceğinin en iyisini vermeye devam et

Bu kitabı okurken kendimi buldum, düşündüm.. Birçok şeyin farkına vardım. Okumak insanın kendisine verebileceği en büyük hediye.

Yazımı her zamanki gibi siz sevgili okurlarıma enerji ve pozitif enerjimi vermek için aşağıdaki sözlerle bitirmek isterim :

"Hayata pozitif bakın, doya doya her saniyesini değerlenderin, negatif insanlardan mümkün olduğunca uzak durun, sevdiklerinizle zaman bitmeyecekmiş gibi zaman geçirin, Kendinizi doyasıya sevin; iyi tarafınızla, kötü tarafınızla, güçlü tarafınızla, zayıf tarafınızla.. Unutmayın dünyada sizden sadece 1 tane var.. "Gerçek Beni" bulun ve onu hiç bırakmayın, ne olursa olsun.. Ben olmadan bilin ki BİZ olamaz ! "

Hepinize başarılı, huzurlu, mutlu, sevgi dolu bir 2010 yılı dilerim

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

Comments powered by CComment

Bize Ulaşın

Halim Meriç İş Merkezi Cemal Sururi Cd. No:25/18 Şişli İstanbul

  • dummy0532 255 97 82

E-Bülten

E-posta adresinizi girin, size daha fazla bilgi gönderelim...

Ara