Bir Girişimcinin Samimi İtirafları!

Tuğrul Tellioğlu ile okul çağlarında yakın ortak arkadışımız Ahmet Yıldızlar’ın vasıtasıyla İTÜ Basketbol okulunda tanıştık. Gençlik yıllarında çok sık olmasa da bir araya gelirdik; hep güleryüzlü, şakacı ve pozitif bir kişilikti. En sevdiği şeylerden biri “benim kulak memelerimle” oynamasıydı. Bu yaşımda şimdi çok saçma gelse de, aklımda böyle bir anımın olması bence çok hoş. Geçenlerde Ahmet Yıldızlar’ın Amerika’dan gelmesi ile yine Tuğrul ile biraraya geldik. Şansa yanyana oturduk. Yemek boyunca bana hikayesini anlattı. Rusya’da Tike’ye ortak olmasını ve iş hayatının tüm ayrıntılarını da anlatınca, etkilendim. Kendisine bir çok samimi soru yönelttim, amacım bunu okuyan herkesin ders alması ve faydalanması.

Amerika’da üniversite okumam sebebiyle Tuğrul ile üniversite zamanında ve sonrasında fazla biraraya gelme şansım olmadı. Yakın dostum, Murat Yasa, Tuğrul’u çok yakından tanır. Ondan Tuğrul’u anlatmasını rica ettim. Yazısına hiç dokunmadan sizlerle paylaşıyorum.

“ Hani böyle arkadaşlar vardir. Canın ciğerindir. Özellikle de çocukluk gençlik çağlarında, mesuliyetten nisbeten uzak vakit geçirebildiğin dönemlerde, yediğin içtiğin, eğlendiğin, derdini paylaştığın, kısacası vaktini çoklukla geçirdiğin arkadaşlardır. Sonra araya herkesin kendi koşuşturması girer, yıllar yılları kovalar, büyüklerimizin hayat gailesi dediği çark acımasızca dönmeye baslar. O küçüklük gençlik arkadaşlarının bazıları ile farklı diyarlara, hayatlara savrulmak zorunda kalırsın. Arada görüşürsün, konuşursun hal hatır sorar, bağını koparmazsın, ama bir türlü el ele diz dize günler gibi olamaz.. ama..işte bu "ama" çok önemlidir...Çünkü bazı arkadaşlar vardır...yer yarılır şimşek çakar "ama" bu arkadaslar ne bağını koparır, ne koparttırır yıllarca görüşmesen de ! Ayrıca da o kadar zaman sonra bir araya gelindiğinde de hiç kopmamışcasına aynı yerden devam edersin aynı keyifle....

İşte, sevgili Tuğrul böylesi bir insandir ve de bu bağlılığı, bu inadı bu güzelliğin peşinde koşma ısrarı onu bence iş hayatında da ileriye taşımış olan en büyük becerilerinden biridir. Ne yalan söyleyeyim ki çocukluğumuzda, gençligimizde onunla çok eğlendik; beraber olduğumuzda Tuğrul, bize fıkralar anlatan, hepimizin "ha hu yaparak" dolandığı dönemde bizlerden daha da keyfine düşkün, sanki ileride sorumluluk almaya niyeti olmayacak biri gibi gelirdi bize. Onsuz yapamazdık, ama kendimize de sormadan duramazdık bu soruları " Ne eder bu çocuk ne edecek?" diye...Samimiyetle söylüyorum şimdi. Meğerse yüzünden eksik etmediği gülümsemesi ile belli ki bize "durun hele bekleyin ben şu an dinleniyorum sonra görün beni" demek istermis:)) Ama şahsım adıma, ben Tuğrul'un başarılı bir iş hayatı olacağını, üniversite çağında birden çalışmaya başladığında anlamalıydım. Kah yazın kah okul zamanı bir anda tecrübe kazanmaya başladı, dış ticaret ile iştigal etmeye başlayınca. Esasında içindeki sakladığı cevherin ortaya çıkacagi belliydi. Bize gelir ihraç ettikleri domalan mantarının hikayesini anlatırdı. Bizler de o zaman işin komik tarafına bakardık, o da zaten anlattıklarını, hep olduğu gibi matrak anlattığından, eğlenirdik.Yine aynı Tuğrul du yine biz ona o bizlere takılırdı, yine eğlence gırla giderdi ama o bir yandan hayatını sevdiği arkadaşları ile sürdürürken, kendi etrafına her gün yeni kişiler ekler, yeni kişilerle tanışır, bir yandan da iş tecrübesi ile her öğrendiğini bir kenara koyardı.

Şimdi geldiği noktaya şaşırmıyorum. Biz hepimiz o yaşlarda bazı şeyleri derinine tahlil etmeye üşenirdik, ama şimdi dönüp bakınca Tuğrul'un sadece Türkiye'de değil onlarca memlekette attığı dostluk tohumlarının ve de sanki hayatı umursamazmışcasına tavrının arkasındaki gizli ama doğru acendasının semeresini topladığını görüyorum..Kısacasi herkese sürpriz gelse de esasında gelmemeliydi...çünkü Tugrul buydu ve " Ben zaten adamdım ama daha da adam olacağım" diye bağırıyordu...bas bas hem de..”

Tuğrul ile söyleşim :

-Tuğrul, kendinden bilgi verirmisin. Kariyerin nasil gelişti?

Şişli Terakki ve devamında Boğaziçi Üniversitesi (BÜ)’ni bitirdim. Üniversite dönemi boyunca da (82-87) Özal’la başlayan ihracat rüzgarından faydalanarak dış ticaret firmalarında çalıştım. BÜ’ni bitirdikten sonra bedelli askerlik işini de halletmek uzere Libya’ya gittim ve Metis-Mesa(Türk) ve daha sonra Voest Alpine (Avusturyalı) adli firmalarda çalıştım ve demir çelik kariyerim de burada başladı..87-91 arasını Libya’da çalışarak geçirdikten sonra Türkiye’ye döndüm ve bedelli askerlik hizmetimi tamamladim ve daha sonra “Degere” adli bir Türk firmasınin Ukrayna Müdürü olarak Kiev’e gittim.91-95 yilları arası Ukrayna’da sırasiyla Degere(Türk), Çukurova (Türk) ve StarHandels Gmbh(Alman)da Ukrayna Müdürü olarak çalıştım.95 senesinde kendisi de kariyerini demir çelik sektöründe sürdüren ortaokul 1. sınıftan arkadaş olduğum bir kişinin Profil Metal Dış Ticaret firmasina ortak olarak katıldim ve bugüne kadar çalışma yaşantıma burada devam ediyorum.

- Kendi işini kurmaya hangi aşamada karar verdin? Bu konuda karar verirken en çok hangi nedenle bu kararı vermekte zorlandın?

Ben, bütün profesyonel yaşantım boyunca kendi işimi kurmak istemiştim… Zaten BÜ’ deyken yıllık çıkartarak da kendi işimi yapıyor gibiydim..Ortak olduğum insan sevdiğim ve güvendiğim bir arkadaşım olduğu için ortaklığa girme kararını hiç zorlanmadan verdim.

- İyi bir girişimcisin, iyi bir girişimci olmak için nelere ihtiyaç var?

İşin başında girişim ve yatırım yapacağın konuda yeterli finans, bilgi, ilişki,tecrübe ve hissiyat altyapısına ihtiyacın var. Bundan sonra da yaptığın yatırımı başarılı şekilde sürdürebilmek için o işe kendini ADAMAK gerekiyor, çok çalışmak demiyorum “ADAMAK” diyorum…Örnek olarak, kendi işimize yeni başladığım zamanlarda demir çelik fabrikalarının içinde gecelememi ve malı ürettirip limana indirdikten sonra bi-zatihi yüklemeye refakat etmemi ve yükleme süresince gemi üzerinde gecelememi (yeri geldiğinde ambarın içinde) verebilirim. Ayrıca biz bu işe başladığimızda ortağım İstanbul’da “home office”, ben de Kiev’de “home office” ‘den çalısıyorduk. Yani kendimizi ADAMASAK bu noktaya gelemezdik.


- İşin hakkında bilgi verirmisin?

Biz uluslararası demir çelik ticaretiyle uğraşan bir “trade house”uz. ani dünyanın bir noktasindan bir malı alıp diğer bir noktasına satıyoruz.Üretimimiz yok, sadece alım-satımla uğraşıyoruz. Demir çelik ticaretinin dışında Ukrayna’da 5 sene önce kurmuş olduğumuz “Medvoyage” adlı bir medical turizm firmamiz var ve bu firma Ukrayna’dan yurtdışına (20’den fazla ülkeye) hasta gönderiyor.Ayrıca,2009 başında Kiev’de Tike ocakbaşı restoranının Ukrayna “franchising” haklarını alarak açtık.

Bu iki yatırımımız 3.maddede anlattığım iyi bir girişimci olmanın şartlarına ters düşüyor gibi gelebilir,ama her iki konuda da bu sektörlerin içersinde çok uzun zamandan beri çalışan,güvenilir ve uzun zamandır arkadaşımız olan insanlarla ortak olduk.

- Çalışanlarına karşı bonkör müsün? Günümüzde en önemli şirket başarısı
yeteneği bulmak ve elde tutmak. Sen bu konuda ne düşünüyorsun?

Evet..Çalışanların hepsi bir senelik maasları kadar prim alırlar..Kısmen yorumuna katılıyorum,ama bence daha da önemlisi şirketin yaptığı işi dirayetli, basiretli, sabırlı ve genel ahlak ve iş etik kurallarına uygun yapması..Bu her zaman uzun vadede başarıyı getirir.

- Kendi işini kuranlara ne tavsiye edersin?

3. maddeyi çok iyi okumalarını ve karşılasaçakları problemler yüzünden cesaretlerini kaybetmemelerini gerekiyor. İş adamın “mind-set” (düşüncesinin)’ inin “ problem solver” ( problem çözücü) olması lazım.

- Türkiye’e yeterince girişimci (özellikle ihracat alanında)yetişmiyor. Neden?

Ben buna en azından kendi sektörümde (demir-çelik) katılmıyorum;demir-çeliksektöründe sadece ihracat da değil bizim yaptığımız gibi uluslararası ticaret’te de çok iyi yetişmiş elemanlar var.Ve bunların bir çoğu da fırsatını bulduğunda yatırımcı haline gelip kendi işini kuruyor.Ama,Türkiye’nin bu konudaki genel problemi işveren olarak çok uzun süreler sadece devletin olması ve özel sektörün sadece son 30 senede gelişmiş olmasıdır.Fakat gün geçtikçe yatırımcı sayısi istatistiki olarak artıyor.

- En büyük korkun nedir? Korkuların sana engel oluyor mu?

Uğraştığım işte 30 seneye yakın bir tecrübem olduğu için artık hiç bir korkum kalmadı, yaşanabilecek herşeyi yaşadım. Korku değilse de keyfimin kaçtığı teknik bir konu söyleyebilirim; biz trader’lar için fiyatın düşmesi de çıkması da sabit kalması a doğru pozisyon alındığı takdirde fırsattır.Ancak,bazen yaşanan durgunluk dönemlerin de hiç talebin olmamasi ve iyi veya kötu bir fiyatin oluşmamasi sıkıntı verir.

-En büyük başarısızlık hikayen var mı?

Bedelini ödemediğim hataların tamamı büyük başarısızlıklara sebep olmuştur,çünkü bedelini odemediğin hatalar unutulur ve tekrarlanır.


- En büyük başarı öykün nedir?

Bedelini ödediğim hatalar başarı öykülerine sebep olmuştur,çünkü bu hataları bir daha tekrarlamamak başarının önemli anahtarlarından biridir.

Tike'nin Ukranya şubesini açtın. Bu karari niye verdin? Bu senin odağını bozmuyor mu?

Bu kararın ekonomik açılımlı bir yatırım olmasından öte, benim 20 senedir Ukrayna’da iş yapmamdan kaynaklanan bir prestij yönü de var.Tabiiki zararına da çalışsın demiyorum, ama benim için öncelik 20 senedir Ukrayna’da ilişki oluşturduğum kişileri ağırlayabileceğim bir mekanın olması ve bunun da bana Ukrayna’ya bir çeşit tesekkür etme imkanı veriyor olmasi.Ayrıca,restaurant işi bir “networking” işi olduğu için Tike bizim yeni ilişkiler oluşturmamıza da yardımcı oluyor. Bu işle uğraşan ekip Tike’nin 10 sene tecrübeli profesyonel ekibi oldugu için benim kendi işimdeki odağımı etkilemiyor.

Sevgili Tuğrul’a, tüm samimiyeti ve alçakgönüllüğü ile bizlerle bu değerli bilgileri paylaştığı için kendisine çok teşekkür etmek isterim. Murat Yasa’da Tuğrul’u net bir şekilde anlatmış. Ona da katkıları ile teşekkür ederim.

Umarım keyifle okumuşsunuzdur. Bu yazının birçok yeni girişimciye ışık tutması dileklerimle,

Sevgilerimle,
Taner Özdeş

Comments powered by CComment

Bize Ulaşın

Halim Meriç İş Merkezi Cemal Sururi Cd. No:25/18 Şişli İstanbul

  • dummy0532 255 97 82

E-Bülten

E-posta adresinizi girin, size daha fazla bilgi gönderelim...

Ara