Oğlum ile Milano Okul Macerası!

Herşey oğlum Cem’in bir gün “ben İtalya’da okumak istiyorum” demesiyle başladı.
Önce hukuk okumak istiyordu, sonra gözü yemedi. Sonrasında, uluslararası ilişkiler istiyorum, dedi. Üniversite sınavlarına hazırlanırken birden verilen bu ani kararın arkasındaki nedeni tam anlamamıştım. Üniversite sınavlarına 3 ay gibi bir süre kalmıştı. Oldukça riskli olmasına rağmen oğlumun bu kararını eşimle desteklemeye karar verdik.

Üniversiteyi Miami’de okumaya karar verdiğimde, ailemin haberi yoktu, son dakikaya kadar sakladım. Başvuruları kendim yaptım. Dershane ve üniversiteye hazırlık çalışmalarına önem vermedim, hedefim belli idi ve ne olursa olsun Amerika’da okuyacaktım. Oğlumun da bana çok benzeyen bu kararını aynı nedenle destekledim. Amerika’da okumak bana çok şey katmıştı. Okumak dışında öğrendiklerim, yaşadıklarım, yapmış olduğum stajların faydasını hem kariyerimde, hem de özel ve sosyal hayatımda gördüm.

Ailece İtalya’ya gittik, üniversiteleri gezdik (Cem bu konuda ön araştırma yapmıştı) ve sonunda IULM‘e karar verdik. Okuyacağı bölüm İletişim’di. Bu arada Cem tamamen dersleri serdi, hatta bir dersden (İtalyanca’dan) ikmale kaldı. Okula başvurular yapıldı. Cem üniversite sınavlarına formalite olarak girmesine rağmen Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünü kazandı. Yazın İtalyanca ikmal dersini verdi. Akseptansı geldi. Bu arada zaman su gibi geçti, artık Cem’e daire kiralamak ve lisandan baraj sınavına girmesi için İtalya’ya gitme zamanı gelmişti. Cem ve yakın arkadaşı Can (birlikte aynı evde kalacaklardı) daire işini hallederiz demelerine rağmen bir yer bulunamadı. İş bana düşmüştü.

Cem ile birlikte Milano’ya gitmeye karar verdim. Sadece 4 günüm vardı. Bunun 2 günü cumartesi ve pazardı. Emlak komisyoncularını kimse tavsiye etmiyordu. Hem kendi menfaatlerine göre daireler seçiyorlar, hem de şartları (depozit, yıllık peşin vb) kiralayan aleyhine gerçekleştiriyorlar, hem de % 12-%15 komisyon alıyorlardı. Internet üzerinden detaylı bir çalışma dışında Cem’in gideceği okuldaki ve civardaki asılan ilanlara, sokaklardaki ilanlara, hepsini dolaşarak bakıyorduk. Ortalama günde 4-5 saat yürüyerek daire arıyorduk. Hafta sonu kimse ilanlarda verdikleri cep telefonlarınıeri açmıyorlardı. İtalyanlar Türkler’e davranış olarak çok benziyorlar, ama rahatlık konusunda bizim çok ötemizde insanlardı. Milano Bocconi, Catholica, Bolonya (1 saat mesafede), Politecnico ve birçok Akademisi ile tam bir öğrenci kentiydi. Bu nedenle ev sahipleri rahattı. Ağırlıklı 1+1 ve1+2 daireler talep görüyordu, 1 kişilik daireler 650-800€ , çift kişilikler ise 1000-1300€ arasında kiracı buluyordu. Evler eski ve içlerindeki eşyalar biz Türkler için oldukça demode idi. En sonunda 3 daire konusunda karar verdik. Birinci daire okula yakın idi, ma eşyalar çok kötüydü. Ev sahibi yeni aldım, bu eşyaları kullanmanız lazım, dedi. İkinci kiracının evi biraz uzaktı, ama eşyalar idare ederdi. Sonuncusu ise hem okula yakın, hem de moderndi.

Cem ve ben dairelerin sadece bir tanesinin resimlerini çekip, o sırada henüz Türkiye’de bulunan Can’a Internet üzerinden gönderdik. İlk daire olması sebebiyle biz beğenmiştik. Ama Can hiç beğenmedi. Cem’in morali bozulmuştu. Başka daireler bakmamıza rağmen bu üç daireden daha iyisini bulamadık. Can’ın gelmesini bekledik. Can hepsini gezdikten sonra modern daireyi görünce “işte bu benim tam istediğim” dediğinde Cem ile bayram yaptık. Bu kadar kısa sürede bulduğumuz için ben de kendimi kutladım. Okuldaki ilanlardan bulmuştum. Cem ve Can’ın İtalyanca yeterlilik sınavına girmesi gerekiyordu. Ben işlerim sebebiyle geri dönmek zorundaydım. Cem bu sınavlar formalite herkes geçiyor dediği için içim rahattı.

Milano’da Cem onun üzerinde arkadaşı vardı. Bu beni daha çok sevindiriyordu.Her tarafta pizzacılar vardı. Yemek için alternatifler Panini (özel ekmekli sandiviç), Pizza veya döner kebap (Milano’da 150 tane dönerci olduğunu öğrendik, Türkler ve Kürtler pazarı bölüşmüştü, ben ayırım yapmasamda buradaki Türkler bu ayırımı yapıyorlardı).Türk markası Döner Kebap bilinen yine tek markamızdı. Ulaşım Milano’da çok kolaydı. Metro, tramway, otobüs, tren gibi seçenekler vardı. Taksiye hiç gerek yoktu. Medeniyet deyince eğitim, sağlık ve ulaşımın çok ucuza mal edilmesi geliyordu. Espresso günde 5-6 tane içiyorduk. Fiyati .60 € gibi ülkemize göre oldukça ekonomikti. Portakal suyu ucuzken su ve kolalı içecekler daha pahalı idi. İtalya’da oldukça kaliteli şarapları 2 € ‘ya marketten satın alabiliyor, restoranlarda açık yarım Litre şaraplar 4 €, şişe kaliteli şarapları ise 20€ bulabiliyorsunuz. Peynir (mozerrella ve parmesan) bizim damak tadımız için idealdi. Çalışma saatleri dükkanlarda 10-12.30/13.00 – öğlen tatilleri ise 15.30 a kadar sürüyordu. Akşam ise 19.00/19.30 ‘da dükkanlar kapanıyordu. Ülkemiz için çok uygun olan çalışma saatlerinin uygulanması halinde ekonomimize de katkısı olacağını düşünüyorum. En büyük sorun çoğu insanın İngilizce bilmemesiydi. Cem benim tercümanlığımı mükemmel şekilde yapıyordu. Girişken kişiliği ile çekinemeden herkes ile ilişkiye girebiliyordu. Oğlum ile bu kadar yakın olmak, benim için çok keyifli idi. Yoğun iş tempomda İstanbul’da sadece akşamları ve tatillerde görüşebiliyorduk. Genç baba olmanın keyfini sürüyordum.

Daire bakarken Fintessfirst adında okula çok yakın bir spor klübü gördük. Cem spor konusunda maymun iştahlıdır. Ama spora gitmek istiyorum ,dedi. O zaman gitmeden seni üye yapayım dedim. İçeri girdik, üye olmak istediğimizi söyledik. Yanımıza güleryüzlü İtalyan genç bir bayan geldi. 31 Ağustos’a kadar üye olursak çok avantajlı fiyat verebileceğini söyledi. Yüzme havuzu da vardı. Hillside ile karşılaştırdığımıza oldukça butik bir mekandı. 2,500’ün üzerinde üyesi vardı. İtalya’da öğlen tatilleri 3 saat olduğu içim işadamlarından öğlen gelenler oldukça yüksek sayıda idi. Hemen Cem’i üye yapmaya karar verdim. Hatta ertesi gün kendim gidip 2 saat spor yaptım. Artık oğlumu ziyaret ettiğimde de spor yapabilecektim. Buna çok sevindim .

Türkiye’ye dönüşte ufak bir kriz yaşadım. Terminalleri karıştırdığım için gittiğimde kontuar kapanmıştı. Allahtan elektronik giriş biletim vardı. Ama elimdeki bagaj kabin için uygun değildi. Uçağın kalkmasına 40 dk vardı. Şansımı deneyecektim. Görevli bu valize izin veremiyeceklerini söyledi. Israr edince bir görevli uçak şirketini aradı, en sonunda valizimi kapıda almaya karar verdiler. İkna becerilerim işe yaramıştı. Kapıdaki bayan görevli ile de kimyamız tutunca sorunsuz bir şekilde uçağa bindim.

Cuma günü Ankara’da bir iş yemeğinde cep telefonum çaldı. Oğlum arıyordu. Sınav sonuçları bugün açıklanacaktı. İçim ürperdi, oğlumun sesi çok üzgündü. “Baba, tek beni bırakmışlar” dedi. Bütün vücüdum ürperdi. Yanımda bayilerim olmasına rağmen o anda dünyada hiçbir şey beni ilgendirmiyordu. Ne yapacaktım? Hemen gidip detayları öğrenmesini söyledim. Evini tuttuğumuz film yapımcısı genç bir işadamıydı. Aynı okuldan mezun olmuştu. Onu hemen aradım ve yardım istedim. Diğer yandan Türkiye’de İtalya’ya öğrenci yerleştirme danışmanlığı yapan Pronto şirketinden Nalan hanımı aradım, ondan yardım istedim. Herkes İtalyan Lisesi mezunu birisinin bu sınavdan kalmasının imkansız olduğunu söylüyordu. Sınav sonucunu bizimle ısrarlarımıza rağmen paylaşmadılar. Cuma günü böyle geçti. Bir sonuç elde edemedik. Cem’in Türkiye’ye gelmesini kesinlikle istemiyordum. Eşim Neylan her konuda çok olumlu, çocuklarının isteklerini karşılayan, müşfik, sevecen mükemmel bir annedir. Cem’in kalmasına o kadar üzüldü ki, üzüntüsü bir süre kızgınlığa dönüştü. Cem hemen Türkiye’ye gelsin, orada kalmayı haketmiyor diye benimle tartışmaya başladı. Cuma akşamı İstanbul’a geldim. Akşam evde bir anda ben tekrar Milano’ya dönmeliyim kararını verdim. Daha yeni gelmiştim, işlerim çok yoğundu. Ama oğlumun durumu benim için herşeyden önemliydi. Onun İtalya’da okumasi için mücadele edecektim. Pegasus’dan oldukça ekonomik fiyatla Internet’ten pazar akşamına geç saate bilet aldım. Cumartesi ve Pazar Hillside grubuna tam gün eğitim verecektim. Kafamı zor toparladım.

Pazar günü sabah 1.30 da uçağım Milano’nun 1 saat dışındaki Bergoma havalimanında indim.Cem İtalya’da yaşan bir arkadaşının evinde kalıyordu. Ben de orada kalacaktım.
Cem ile okumak istediği bölüm olan Catholica diye, IULM’den daha da tanınmış okula başvurmaya karar verdik. Okula gittik, başvurumuzda Cem’in vizesinden IULM’a başvurduğumuz ortaya çıktı. İtalyanca yeterlilik sınavından geçemediği için bu okulda Cem’i kanunlara göre kabul etmiyordu. IULM eğer kontenjan sebebiyle Cem’i almamışsa, o zaman bir alırız, dediler. Umutlarım yavaş yavaş yok oluyordu. Ev sahibi ile IULM’un müdürü ile görüşmek için gittik. Ama çok yoğun olduğu için kabul etmedi. Cem’e bilgi verecek kimse okulda yoktu. Ev sahibi ertesi sabah için randevu aldı. Bu arada Pronto’dan Nalan hamım da müdür ile görüşmeye çalışıyordu. Sadece 2 günüm vardı. Bu arada Bilgi Üniversitesi kayıtlarını engeç Salı gününe kadar yapmamız gerekiyordu. Yoksa Cem ortada kalacaktı. Neylan bir taraftan dönmesi konusunda bana baskı yapıyordu. Duygularımı artık hissetmiyordum. Cem bu ülkede okuyacaktı. İED akademi diye 3 sene diploma veren Üniversite dengi sayılmayan Cem’in istediği bölüm de olan Akademi’ye gitmeye karar verdik. Cem 1 sene bu akademiye gidecek, hem lisanını ilerletecek, hem de pratik ağırlıklı bu Akademide iş hayatı için faydalı bilgiler öğrenecekti. Giriş sınavı yoktu. Saat 17.30 da gidip görüştük. Bunun dışında Pronto’nun tavsiye ettiği başka bir Akademiye de başvurduk. Şehire oldukça uzak idi. 1.5 kilometre yürümek zorunda kaldık. Akademi oldukça kötüydü. Artık tek şansımız vardı: İED. Görüşme olumlu geçti. İçimiz rahattı. En kötü 1 sene bu okula gidecekti. Bilgi Üniversitesinin kaydını da eşim bayram sonrasına erteledi. Askerlik açısından Akademi’de okuması ne kadar uygun idi? Ertesi sabah başkonsolosluğa başvurduk. Bu arada Metro’larda Cem’in İtalyan lisesinden arkadaşlarına rastlıyorduk. Herkes şokta idi. Nasıl böyle bir şey olabilir !

Konsolosluk hiçbir sorun olmayacağını söyleyince rahatladık. Akşamları Cem’in arkadaşları ve aileleri yemek yiyorduk. Herkes Cem’in İtalyancasını övüyordu. Kiminle karşılaşsak Cem’in İtalyancasını soruyorduk. Herkes mükemmel diyordu. Okuldaki görevliler bile Cem’in İtalyancasının çok iyi olduğunu söylüyordu. Sınav sonuçları söz verilmesine rağmen okul yönetimi bizimle halen paylaşmamıştı.

Hemen okula gittik, ev sahibi müdür ile görüşmüştü. Yanına gittik. Haber kötüydü. Okul müdürünü Pronto yetkilileri aramış ve baskı yapmış. Okul müdürü çok kızgındı. Sınav komitesinin kararı beklenmeliydi . Ev sahibi benim yapabileceğim birşey yok, bana normalde çok yardımcı olurken, bu sefer çok olumuz davranıyorlar, dedi. Halen biz sınav sonuçlarını öğrenememiştik. Bu sınav sebebiyle hiçbir üniversite Cem’i kabul edemiyecekti.
Cem’in morali çok bozuktu. Bana ben döneyim, dedi. Herşey çok olumsuz ben inancımı kaybettim dedi. Eşim de beni sürekli arıyor ve dönmesini istiyordu.

Ben biraz sakinleşmek için Cem’in yeni yazıldığı spor klübüne gittim. Cem ise baba ben sakin bir yerde oturup şarap içmek istiyorum, dedi. 2 saat sonra buluşuruz, dedik. Spordayken ev sahibi beni sürekli aramış. İçimden bir ses, Okul müdür karar değiştirdi, pişman oldular bizden özür dileyecekler, diye sevindim. Ev sahibi Cem’i de aramıştı. Hemen okula acil gel, demiş. Cem’e önden gitmesini söyledim. Spor sonrası gevşemiştim. Koşarak okula gittim. Cem’in suratı bembeyazdı. Ev sahibi Alex’in de suratında dehşet ifadesi vardı. “ Your son is unlucky – oğlun çok şansız “dedi. Cem “ne oldu” dedim. Baba bize evi kiralamayacağını söyledi, dedi. Doğalgaz sisteminde sorun çıkmış, çok masraf olması sebebiyle evi kimseye veremiyeceğini, söyledi.Çok inanmadım.Sanırım o da bizden ümidi kesmişti. İnanamıyordum. Nefesim kesildi. Düşünemiyordum. Cem’in morali siıfırdi. Beni şu söylediği sözler derinden etkiledi : “ Baba, sanırım 20 yaşında bir genç için bu yaşadıklarım bana çok ağır geldi. “

Öğleden sonra İED’ye kayıt olacaktık. Şimdi, Cem’in kalacak yeri de yoktu. Bütün emeklerim boşa gitmişti. 2010’da 14 gün Milano’da kalmıştım. Sakinleşmek için Cem’e gel bi şeyler içelim, dedim. Porto Genova, bana göre Milano’nın en güzel yeri, Duomo müzesini yapmak için suni nehir yapmışlar, her tarafda cafe ve bar. Ertesi gün dönecektim. Önce içtik , sonra meşhur İtalyan pizası yedik . Keyfimiz yerine gelmişti. Bu arada Pronto yetkilisi Nalan hanım halen ümdimiz olduğunu söylüyordu. Sabır etmemiz gerektiğini söylüyorduk. Kira haberini eşimle paylaşmadım. Cem, Türkiye’deki arkadaşı Can’ı aradı ve kötü haberi verdi.

Akşam eşim ile skype yaptık. Yumuşamıştı. İED’de Cem’in bir sene okuma kararını sonunda kabul etti. Ama Cem’in kalacak yeri olmadığını bilmiyordu. Artık herşey bayram ertesine kadar belli olacaktı.

Sabah erkenden kalkdım, Cem beni Metro’ya götürdü. Otobüs ile havalaminanın yolunu tuttum. Otobüse binince Cem’e SMS attım asla pes etmemesini herşeyin daha iyi olacağını, Okul müdürü kendisini görünce kararını değiştireceğini, görüşme konusunda kendisine taktikler verdim. Kendisini çok sevdiğimi söyledim.

Cem’den şu mesaj gelmişti “ Babacığım, ben sana çok teşekkür ederim. Bana çok şey kattın, belki kimsenin alamayacağı dersler verdin. IULM’e gireceğime inanıyorum. Bugün okula gidip elimden geleni yapacağım, seni çok seven ve senin gibi bir babaya sahip olduğu için çok şanslı bir çocuğun. “ Birden gözlerimden gelen yaşlara hakim olamadım. Hayatta çok nadir gözlerim dolar. Bu yaşadıklarım sanırım sinirlerimi yormuştu. Bu yazıyı Milona’dan İstanbul’a uçuş esnasında yazıyorum. Soluksuz bir şekilde yazdım. Şu anda ne olacağını bende bilmiyorum. Tek bildiğim şey, Cem İtalya’da kalmalıydı. Umarım herşey istediği gibi sonuçlanır.

Bu yazıyı yazdıktan sonra bayramın ilk gününde Cem Pronto yetkilileri ile bir defa daha okul müdürü ile görüştü, sonuç yine olumsuzdu. Niye başarısız olduğunun gerçek nedenini sanırım hiçbir zaman öğrenemiyeceğiz. Artık tek şansı Akademi’ye (IED) gitmek. Akademi’de kalıp Master yapabilir. Seneye İtalyanca sınavını geçerek, IULM’u tekrar deneyebilir. Bu kararları artık kendisi verecek. En kısa zamanda kendisine uygun daire bulacak. Akademinin kasım ayında açılması sebebiyle ileri seviye İtalyanca kursa da gidecek. Artık, Cem tek başına mücadele verecek. Çok başarılı olacağına inanıyorum. Bu yaşadıkları Cem’i sadece olgunlaştırmadı, ona hayat dersi verdi..

Bu seyahatte oğlumla bir şeyler paylaşmanın keyfini, gururunu, hazzını yaşadım. Sonucu ne olursa olsun, onunla her zaman gurur duyacağım.

Sevgilerimle,
Taner Özdeş

Comments powered by CComment

Bize Ulaşın

Halim Meriç İş Merkezi Cemal Sururi Cd. No:25/18 Şişli İstanbul

  • dummy0532 255 97 82

E-Bülten

E-posta adresinizi girin, size daha fazla bilgi gönderelim...

Ara