Takım Olmanın Keyfi!

Takım olabilmek, takım olarak bir şeyler başarabilmek bizlere küçüklüğümüzden beri öğretilen bir kavram değildir. Bırakın iş ve sosyal hayatı evimizde kardeşimizle, arkadaşlarımızla bile birlikte kavga etmeden, birbirimizi eleştirmeden, suçlamadan çok az şey başarırız! Bizlere küçük yaşlardan itibaren sınıfta birinci olmamız, her zaman diğer çocuklarla rekabet etmemiz anne ve babalarımız tarafından telkin edilir. Çocuklarımızı ufak yaşlardan iibaren diğer çocuklar ile mukayese ederek onlarda takım ruhunun olumlu duygularından mahrum büyütürüz. İki kardeş bile çoğu zaman anne ve babanın ilgisi için rekabet eder.
Anne ve babaların bu konuda bilgisizliği bu konuda çocuklarını yönlendirmeye yetmez !
Birlikte oynamak yerine çocukların birbirleriyle kavga etme ihtimali daha yüksektir. Okulda sınıf başkanı olmak ne kadar önemliydi. Ama düşününce bu yarışı kazanmak için sınıf başkanı seçilmek isteyen öğrencinin diğer öğrenciler üzerinde hem olumlu etkisinin olması , hem de diğer arkadaşlarının güvenini kazanması gerekirdi. Burada önemli nokta sınıf başkanı öğrenci daha sonra ne yapması. Takım ruhunu yaratmak konusunda bir hedefi olur muydu? Sanmıyorum. En önemli görevi sınıfı temsilen görevlendirilmiş olmasıydı. Ama sınıftaki tüm öğrencileri “ takım yapabilmek” misyonu yoktu – zaten bu bilinci olması da beklenemezdi !
Hayat koçu Arzu Arduman Takım tarifini şöyle yapıyor : “ Aynı hedefe doğru çalışan bireyler topluluğudur. Takım lideri de bu topluluğun bir parçasıdır. “ Yaptığı takım koçluğu seanslarında sadece takım üyelerini yetiştirmenin yeterli olmadığını, lideri de yetiştirmenin öneminden yapmış olduğumuz sohbette benimle paylaşmıştı. Sonuçta, Takım Lideri de , zayıf yönleri, zaafları olan bir kişi, ama onun takım lideri olmasını hak etmesini sağlayacak birçok artı özelliği de mevcuttur. Bugün çevreme baktığımda gördüğüm en büyük lider zaafları, etkili dinlememek, bazı elemanlara karşı önyargılı olmak, öfke kontrolü olmaması , mükemmelliyetçi tutum, sabırsız yaklaşım, bazı zamanlarda aşırı duygusallığı sayabilirim.
Bu yazıyı yazmak nereden mi aklıma geldi? Geçen hafta , kızkardeşim ve eniştem ile Club Med Avoriaz’a kayak tatiline gittim. Bu sefer eşim ve çocuklarım bana katılamadığı için, kaymak için Club Med’de kendi seviyeme uygun bir gruba kayıt oldum. Bir hafta boyunca tanımadığım 10 kişi ile kayak yaptım (sadece 1 kişiyi tanıyordum, diğer kişilerin yarısı Türk, diğer yarısı İngiliz, İsrailli idi). Hocamız ( takım lideri demek daha doğru) Fransız idi .
Grubumuz 3A idi. Bu da en üst seviyenin bir altı olan oldukça rekabetçi bir gruptu. Kayacağımız yerler, pist dışı, buz, kırık kar, hatta hiç kar olmayan yerler bile olabilirdi. Bu sene Avrupa’da kar yeterince yoktu. Kar olmamas demek, suni kar ve buz demektir. Bu da çok kolay kontrolunüzü kaybetmeniz, tehlikeli yerlerde kaymanız, kayakları elinize almanız , buz ise kayması en zor pistdir. Kontol sağlamanız hemen hemen imkansızdir . Kendinizi bırakmanız, bazen kısa kısa dönmeniz, durmanız veya kayaklar ile yürümeniz demektir .
Takım olarak birbirimizi tanımamız, farklı ülkelerden olmamız, aynı dili konuşamamız grup sinerjisi açısından ilk etapta kolay değildi. Bu tür oluşan gruplarda, Takım üyeleri ilk etapta birbirlerinden çok kaymaya odaklanır, etrafı öğrenmeye, hocayı takip etmeye, hocanın dikkatini çekmeye, diğer üyeler ile kendini mukayese ederek seviyesini belirlemeye çalışır. Kısaca, daha bireysel davranır. Önce izler, sonra rahat davranmaya başlarlar. Her sabah saat 9.30 toplanıyor, 12.30’a kadar kayıyor, 12.30- 14.00 arası yemek ve dinlenme molası veriyor ve öğleden sonra ise, 14.00-16.30’a kadar tekrar kayıyorduk.

Öğlen yemeklerinde tekrar otele dönüldüğünden sosyalleşmek açısından tek fırsatınız liflerde yayyana geldiğinizde yapmış olduğunuz kısa sohbetlerdir. Burada da herkes kendi ülkesinden insanlar ile sohbet etmeyi tercih ederler. Bu süre sadece 1 veya 2 gün olsa, takım olmanız imkansızdır. Ama süre bir hafta olunca takım arkadaşları arasında doğal bir kaynaşma başlar. Burada takım liderinin önemi çoktur. Takım liderinin üyeler arasında dengeyi kurması, herkes ile eşit ilgilenmesi grup sinerjisini olumlu etkiler. Liderin tavır ve tutumu önemlidir. Hocamızın kaydırdığı yerler, herkesin rahat bir şekilde eşlik edebilecek hız ve diklikte yerleri seçmesi, bir haftalık programını nasıl planladığı ve günlük nasıl yönettiği çok önemlidir. Bu başarısı grubu olumlu etkiler.
Örnek verecek olursam, sadece bir gün otele dönmeden hep beraber dağda güzel otantik bir yerde yemek yedik. Bunu iki güne çıkarmak isteyenler oldu, ama bazı üyeler istemeyince sadece bir gün yapmakta ortak karar aldık.
Bir süre sonra artık takım oluyorsunuz; birbirinizi isteyerek bekliyorsunuz, düşünce yardım ediyorsunuz, her fırsatta gülüyorsunuz, şakalaşıyorsunuz, kısa sohbetler daha samimi ve süreleri uzuyor. Bunlar tabii ki takım liderinin (kayak hocasının) tavır ve tutumları ile paralel gelişiyor. Hocamız Fransız, çok iyi bir kayakçı (eski bir yarışcı) ek iş olarak elektrikçilik yapıyor, 2 çocuğu olan rahat tavırlı, sempatik, gerektiğinde otoriter, İngilizceyi çok güzel konuşan iyi bir liderdi. Pist şartlarına ve yorgunluk seviyemize göre kayacağımız yerleri mükemmel bir şekilde belirliyordu. Bazen o kadar dar ve riskli yerlerden kayıyorduk ki, korktuğum anlar oldu. Bazı kaydığımız dağlar (3.000 mt) o kadar dik, buz ve zor bir kara sahipti ki kaydıktan sonra baktığımızda biz nasıl buradan kayabildik diye birbirimize sorduk. Hocanın marifeti ile kapasitemin ve sınırlarımın çok üstünde kaydım. Tek başıma aynı yerlerde kaymayı hayal bile edemezdim.
Takım konusuna gelirsek, burada cesaretimi üç şey belirliyordu, hoca - o anki fiziksel,duygusal ve ruhsal düzeyim, ve diğer takim arkadaşlarım. Bir şeyi farkettim. Hocanın tam arkasindan kaydığımda korku tamamen cesarete dönüyordu. Hocanin tam arkasindan onu taklit ederek hizlica ve korkusuzca inebiliyordum. Her zaman o kadar şanlı olamıyorsunuz, hocanın arkasından başkalrı kayıyorsunuz. Hemen kaymanız değişiyor, korkularınız sizi etkiliyor; daha kötü kayıyorsunuz.
Dik yerlerden ve kayaların arasında buzlarda kayarken aşağıya baktığınızda uçurum insanın gözünü korkutuyordu. Düşünmemeye ve hedefime (hocaya odaklanıyordum). Sınırlarımı biliyordum. Bu da önemlidir. Kayakta aşırı cesaret bir yerinizi kırmanıza neden olur. Akşamları etrafta birçok kolunu, bacağını kıran insanları görüyorduk. Başka büyük tehlike ise insanların birbirine çarpmasıydı.
Kayak tehlikeli bir spordur, aynı diğer dağ sporları gibi hata affetmez. Kayarken vücudunuzdaki yükselen adrenalin ile anı yaşarsınız, başka bir şey düşünemezsiniz. Birgün hoca ile kayarken ormana girdik, ormanın bazı yerlerinde kar bile yoktu. Burada tam takım ruhu içinde birbirimize destek olarak zorlukların üstesinden geldik. Tam hepimizin pili bitmişken, otobüsü kaçırdık. İş hayatında olsa, yavaş kayanları direk suçlardık “ Senin yüzünden bak otobüsü kaçırdık” derdik . Olduğumuz yerden kaymak dışında başka bir ulaşım imkanı yoktu. Hoca ya 45 dk otobüs bekleyeceğiz veya kayarak (bazen yürüyerek) gideceğiz dedi. Hava kararmak üzere idi. Herkes fikrini söyledi. Sonuçta, grup hep birlikte kaymayı tercih etti.
Bu kadar farklı ve birbirini tanımayan insan, faklı kültür ve lisan ile iletişim kurarak sinerji yaratabilir mi? Bu soruların cevabının evet olması için aşağıdaki şartların yerine gelmesi çok önemlidir :
1- Takım liderinin vizyon, bilgi, tecrübe , tavır ve tutumu en önemlisi. Liderlik becerisinin tam olması,
2- Takım üyelerinin temelde birbirlerine güvenmesi ve önyargılı olmaması,
3- Herkesin amaç ve hedeflerinin aynı olması (bu örnekte: mümkün olduğu kadar farklı yerde kaymak, kayak becerilerimizi geliştirmek)
4- Takım üyelerinin yeteneklerinin, eğitim ve kültürlerinin, bilgi ve tecrübelerinin arasında çok fark olmaması,
5- Yapılan aktivite ve hedeflerde her takım üyesinin fikrine eşit başvurulması (öğle yemeğinin otel yerine dışarıda yenilmesi konusunda tek bir üyenin karşı çıkmasına rağmen kabul ettik)
Herkes hocanın arkasından kaymak ister, biz bunu eşit bir şekilde dönüşümlü yaptık. Kimse kimseye sen daha çok kayıyorsun demedi. Bazılarımız hiç bir zaman hocanın arkasından kaymadı !
6- Takım üyelerinin birbirine yardımcı olması, sorumluluklarını bilmesi, liderliğin dönüşümlü olarak üyeler arasında duruma göre değişebilmesi .

Bir hafta boyunca günde 5 saat kaymak suretiyle, 35 saat durmadan buzda, kayalıklarda, zor şartlarda kaydık. Düştük, eğlendik, güldük, seyahatin sonunda artık dost olmuştuk. Birbirimizle uzun süredir arkadaşmışız gibi samimi sohbet edebiliyor, şakalaşıyorduk. Burada hocamızın hakkını yememek gerekir. Mükemmel kayak kayması dışında yapmış olduğu seçimleri, en zor durumda bile bizleri motive edebilmesini, kayağımızı bir hafta gibi kısa sürede ilerletme konusunda inanılmaz başarılı olmasını, hep güleryüzlü ve olumlu tavır sergilemesini sayabilirim.

İş hayatında insanlar yıllarca birlikte çalışmalarına rağmen samimi olamıyorlar, takım olamıyorlar, takım olmanın gücünü anlayamıyorlar. Bunun en önemli iki sebebi var ;
“Eksik nitelikli yöneticiler özelikle liderlik, özgüven ve vizyon konusunda , elemanların arasında ciddi eğitim, kültür farklılıkların olması, yönetim tarzının temelde “böl ve yönet” tarzı yapılandırılması ve bu seyahatte farkına vardığım ekip üyeleri arasında işbirliği, güveni, takım ruhu olmayı destekleyen sosyal ektivitelerin yapılması, eğitimlerin verilmemesi. Ayrıca, elemanlara yetki verilmemesi. Başarısız olma şansı verilmemesi “
Yazımı Nasuh Mahruki’nin “ Kendi Everest’inize tırmanın kitabından “ İyi bir takım oyuncusu olun” bölümünden alıntı ile bitirmek istiyorum .
“ Bir takımın bir parçası olmak demek takıma, takım arkadaşlarınıza, lidere , hedefe ve sürecekarşı sorumlu olmak demektir. İyi bir takım oyuncusu olmak demek, 1+1 ‘i 2 den büyük yapabilenlerden olmak demektir. İyi bir takım oyuncusu olmak için sorumluklarımızın farkında olmalısınız, kendinize güvenmeli ve güvenilir olmalısınız. Üzerinize düşeni eksiksiz yerine getirebilecek kadar gayretli, sinerji üretibelecek kadar çalışkan, diğerlerini destekliyebilecek kadar özverili ve hedefe ulaşabilecek kadar da kararlı olmalısınız. Cesaretli bir yoldaş, güvenilir bir sırdaş ve sorumluklarının bilincindebir arkadaş olmalısınız. Başkalarının duygularını anlayabilmeli ve hak vermezseniz de kabul etmelisiniz ve ekibinizdeki herkesle sağlıklı bir empati zeminde buluşmalısınız. “
Takım olmanın yolu birbirine güvenmek ve başarıyı paylaşmaktır. Umarım ülkemizde sadece iş hayatında değil tüm hayatımızın her noktasında takım olabilmenin bilincine varıp, mutlu birey olmanın, takım olmaktan geçtiğini anlayacak seviyeye geliriz.
Hertürlü takım sporu, toplu yapılan aktiviteler insana doğal olarak birlikte paylaşmayı, hareket etmeyi, bencil ve olumsuz taraflarımızı farketmemizi sağlıyor. Sadece öğrenmiyoruz, gelişiyoruz. Bu da bizi daha başarılı, özgüvenli ve pozitif tutumlu bir birey yapıyor.
Takım sporlarını yelken, dağcılık, rafting, trekking, kayak tüm şirketlere tavsiye ederim. Bu konuda yardıma ihtiyacınız var ise , bana This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. adresinden ulaşabilirsiniz.
Sevgilerimle,
Taner özdeş

Comments powered by CComment

Bize Ulaşın

Halim Meriç İş Merkezi Cemal Sururi Cd. No:25/18 Şişli İstanbul

  • dummy0532 255 97 82

E-Bülten

E-posta adresinizi girin, size daha fazla bilgi gönderelim...

Ara