Zermatt’da Oğlumla Kayak Maceramız!

İnsan hayatı boyunca birşeylerin peşinden koşar. Önce ne istediğini bilmeden koşar. Neyin ne olduğunu bilmeden günlük yaşam içinde var olma savaşı verir. Dış dünyaya tepki vererek, kendisi dışına herkesi memnun ederek yaşar. Kendine çoğu zaman ne hissettiğini, ne istediğini, ne istemedeğini sormadan günlük koşuşturma içinde zamanını harcar.
Burada şunu belirtmek isterim. Dünyada dört türlü mutlu ve mutsuz insan vardır. Herşeye sahip olan ama mutsuz olan, az şeye sahip olup mutlu olan, her şeye sahip olup mutlu olan ve az şeye sahip olup mutsuz olan.
Mutluluğun bir formülü var mıdır?
Mutluluğu nerede aramalıyız? Bedende, duyguda , zihinde veya ruhta mı? Mutluluğu kalıcı şeylere mi koyuyoruz, yoksa geçici veya koşullara bağlı olan şeylere mi? Mutluluğu geçici şeylere (iyi yemek, uyumak, alışveriş yapmak vb) buluyorsak, bunların geçici anlar olduğunu farkına varırız. O zaman neyin kalıcı, neyin geçici olduğunu ayırt etmemiz ve seçmeyi bilmemiz gerekir. Duygularımız her zaman olacaktır, önemli olan onları kendimize zarar vermeyecek şekilde yönlendirmemiz, gerekirse kontrol etmemiz gerecektir. Hayatınızda hedefiniz, amacınız olduğu sürece yaşam size daha anlamlı hale gelecektir, bu da sizin mutlu olmanızı sağlayacaktır.
Aristoteles, insanın mutluluğu arayışında gayretle çalışması gerektiğini söylemiştir. Ama çoğu kez buna ters davranıyor ve mutluluğu hayatın bize vermesini bekliyor ve onu fethetmek için çaba göstermeksizin beklentiler içinde kalıyoruz. Bazen de önceden gerçekleştirdiğimiz şeylerin karşılığı olarak basitçe bize geleceğini bekliyoruz. Mutluluğa ulaşmak için güçlü bir yaşam disiplinini kendimize zorunlu tutmak durumdayız.
Bu yazıyı yazmak nereden mi aklıma geldi? Oğlumla beraber Zermatt’a hafta sonu kayak kaymak için gitmiştik. Bu seyahat esnasında kendimi çok mutlu hissettiğimi fark ettim. Onun için mutluluk konusunda yazı yazmak içimden geldi.
Oğlum Milano’da okuyor. Oğlum ile Milano maceramızı okumadıysanız, okumanızı tavsiye ederim - http://www.tanerozdes.com/Oglum-ile-Milano-okul-macerasi_a286.aspx
Cem’in Milano’da okuması için halen eşim ile birlikte mücadele veriyoruz. Cem, 21 yaşında Milano’da tek başına yaşıyor ve okula gidiyor. Bu gerçekten önemli bir sorumluluk; bilmediği bir ülkede, bilmediği bir lisanı konuşarak İtalya’da varolabilmek . Avrupa’da okumak çok zordur. Cem’in arkadaşlarının bir çoğu ikinci ayda yapamayarak Türkiye’ye geri döndüler. Cem, gerçekten İtalya’da okumak istiyor. Diğer yandan, ben Cem’in daha iyi okumasını , daha disiplinli olmasını arzu ediyorum. Büyük oğlum Cem, yaşamasını iyi bilen, arkadaş canlısı, sosyal, çabuk uyum sağlayabilen biri.Kendini disipline etmek konusunda ise sıkıntıya girmeyi sevmiyor, içinden geldiği gibi yaşamasını seviyor. O zaman Cem’in başarılı olması için okul hayatını daha ciddiye alması gerekiyor. Bu sene İED adlı bir akademiye yazdırdık. Bir talihsizlik olarak geçen sene esas istedği üniversitenin İtalyanca seviye sınavını kazanamayınca, bir sene boyunca başka üniversiteye girme hakkını da kaybetmiş oldu. Ya Akademi’yi bitirip, üzerine Master yapacak veya bir senesini yakıp tekrar üniversiteye başlayacak veya Türkiye’ye gelip Türkiye’de Bilgi Üniversitesi’nde (aftan yararlanıp) okuyacak. Kendisi 21 yaşında bu kararı vermenin sancısını çekiyor.
Ben de kendisine bu önemli kararı vermeden önce , destek olmak için birlikte kayak kaymaya gidelim, dedim. Cem çok iyi kayak kayar (eskiden okul kayak takımında idi). Ben de kayak da oldukça iyiyimdir. Hızlı kaymasını severim. Baba oğul 4 gün için tren ile Milano’dan Zermatt’a gitmeye karar verdik. Zermatt’da araba yasak. Sadece şehirde elektrikli arabalar var. Çok şirin bir şehir. Kayak konusunda dünyanın en önde gelen merkezlerinden. Karşılaştığım bazı Amerika’lı ve Kanada’lılar her sene kendi ülkelerinden buraya kaymaya geliyorlar. Zermatt’dan İtalya’ya kayma imkanı da var. 3300-4000 mt yükseklikte kaymak ayrı bir keyif.
Oğlumu uzun süredir görmemiştim. Tren ile 3.30 saatlik yolculuk sonrasında tren istasyonunda bizi karşıladılar. Çok şirin bir Apart otel’de zar zor yer bulmuştum. Hava mükemmeldi. Kar beklediğimden daha iyiydi. Otele yerleşince içime bir huzur geldi. Avrupa’nın dinginliği, insanların sakinliği, ortamın huzuru beni her zaman olumlu etkilemiştir. Avrupa’da insanlar saatlerce bar ve restoranlarda içer, sohbet eder, hayatın keyfini çıkarırlar. İnsanlar boş vakitlerinde spor yaparlar. Bu mutlu olmak için çok önemli bir alışkanlık (spor benim için bir yaşam tarzıdır). Dünyada teknoloji inanılmaz bir hızla gelişiyor, ve bu hız insanoğlunu yoruyor. Sadece zihinsel yorgunluk değil, aynı anda ruhsal yorgunluğa da bu Internet çağı neden oluyor. İnsanlar sürekli koşuşturma içinde daha çok tüketiyor, daha hızlı yaşıyor, daha çok şeyi daha kısa zamanda yapmaya çalışıyor. Bunu yapmak mümkün, mutlu ve huzurlu olarak yapmak mümkün mü? Maddi olarak gücü yeten bir kişi olarak yapma şansınız tabii ki daha fazla. Ama sonuçta insanın elde edeceği mutluluk maddi boyutundan çok istediğini yapmak ve sahip olduklarından şükran duyması ile paralel.
Sonuçta insanın hayatında yapmak istediklerini öncelikle hedeflemesi, sonra planlaması, sonra gerekli bütçelemeyi yapması, gerektiğinde ek ve fazla çalışarak istediklerini elde etmek için fedakarlık yapması çok önemlidir.
Bu kayak tatilini tam 6 ay önceden planlamıştım. Tek sorunum nereye ve nasıl gidecektim. Gittiğim yer öncelikle Milano’ya yakın olmalıydı. Bütçe anlamında ise ulaşım, otel, kayak kalitesi hepsinin birarada iyi olması oldukça zordu. Sürekli araştırarak, sürekli insanlara danışarak Zermatt’ın en doğru yer olduğuna karar verdim. İnsan bir şeye karar verdiğinde, evren kesinlikle yardım ediyor. Eşimin çalıştığı şirkette şirket ortaklarından Orhan’ın bundan 1 ay önce Zermatt’a gitmesi bir anda planlarımının değişmesine sebep oldu. Ne tesadüf oğlumun da arkadaşları ile Zermatt dağının İtalya bölümündeki Cerminia’ya başka hafta sonu için gittiğinden dolayı bana baba Zermatt’a gitsek olur mu dedi. O ana kadar aklımda İsviçre’ye gitme fikri kesinlikle yoktu. Ama hep derim, “ istek olunca , her şey size yardım eder, yeterki bir şeyi tutku ile isteyin” . Bana göre mutluluğun en önemli formüllerinden biri, bir şeyi istemek, bedel ödemek ve elde edip, keyfini çıkarmak. Bu hayatınızda her eye uygulanabilecek bir formül !
Otellerde yer yoktu, Mart ayı yüksek sezon olması, hafta sonunda gitmek istememiz, otellerde yer bulmayı zor hale getirdi. Internet üzerinden yer ayırtmaya çalışdım, ama hepsi satılmıştı veya fahiş fiyatlardan satıyorlardı. Bu konuda yine Orhan’ı aradım ve kendisinden yardım istedim. O da beni hiç kırmadan otele yazdı. Otel onay verdi. Nasıl mutlu oldum anlatamam. Ama bir gün sonra fark ettim ki Orhan’a verdiğim tarihler yanlış idi. Otele bu sefer ben yazdım. Yer olmadığını söylediler. Hemen oğlumu aradım ve alternatif bulmasını söyledim. Bu arada Milano- Zermatt tren rezervasyonunu da tarihler belli olmadığı için yapamıyordum. Otelden bana başka otel tavsiye etmelerini söyledim. Veremediler. Ama bir gün sonra otelden süpriz bir eposta geldi. Cumartesi gecesi oda değiştirmeyi kabul ederseniz yer verebiliriz. “Tabii ki “ diye büyük sevinç ile geri yazdım. Bu arada ilk gün otele akşam 10.00 da varacağım için pazarlık edip oda fiyatını düşürmek için de ayrıca yazmıştım. Hepsine olumlu cevap aldım. Otele varınca bize verien odayı görünce hayrete düştüm. Oda 2 büyük yatak odasi, 1 salon,1 mutfak ve 2 banyodan oluşuyordu. Tahminimce o kadar ısrarlı bir şekilde istediğimi görünce bana ellerindeki en büyük odayı boş olduğu için verdiler.
Apart otel ağaçların arasında, her tarafı dağlara bakan inanılmaz romantik ve sakin bir doğanın içinde konumlandırılmıştı. İtalyan babanın kurduğu oteli şimdi kızı ve oğlu, gelini ve damadı yönetiyordu. İnsan kendisini evinde hissediyordu. Kayak pistlerine 5 dk yürüme mesafesinde, şehre ise taksi ile 10 dk mesafede idi. Beklemeyi göze alırsanız akşam saat 8’e kadar ücretsiz otobüs servisi vardı.
Oğlumla ile olmaktan çok mutlu idim. İstanbul’da hayatım çok yüksek tempoda, stresli ve zamana karşı olarak devam ederken, bu dört günlük kaçamak iyi gelmişti. Baba oğul günde 4-5 saat durmadan kayıyorduk. Zermatt’da bir noktadan başlayıp tüm gün durmadan kayma şansınız var. Yüksek dağlar arasında en son teknolojik teleferikler ile insanları dağdan dağa taşıyorlardı. İsterseniz tren ile de dağlara çıkma şansınız var. Şehirde herkes güleryüzlü, Almanya’dan gelen gençler çoğunlukla hizmet sektöründe çalışıyorlar, bu da şehre güzel bir enerji veriyor.
Bir gün dağın tepesine çıkınca kocaman bir köpek gördük, o kadar şeker bir görüntüsü vardı ki, oğlum resim çektirelim, diye tutturdu. Ben önce hayır dedim ama üçüncü gün pes ettim. Güzel de bir fotoğraf oldu. Bu yazıya ekleyerek güzel bir anı olarak kalmasını istedim. Oğlumla resme bakınca iki mutlu insanın mutluluğunu görüp , hissediyorsunuz. Gerçektende öyle idik.
3. Gün dağın en tepesine çıktık. Tam aşağıya kayacakken karşımıza daha önce görmediğimiz bir teleferik gördük. Kabine girdik. Bizden başka 4 kişi vardı. Baktık karşı dağa gidiyor. Neyse en sonunda vardık. Dağın en tepesindeydik. 3830 mt’de . Nefes almak bile insanın başını döndürüyor. Birde baktık pist yok. Yani burası bakımı olmayan alan. Sadece, bol ve kırık kar ve boyumuza yakın bombeler var. Geri dönme şansımız yoktu. Aşağıya kaymak zorundaydık. Diğer kişilerin de ikisi snowboard, ikisi de kayak kayıyordu. Kaymaya başladık. Gerçekten oldukça zor idi. Etrafta bizden başka insan yoktu. Liftler kapalı idi. Nereye kayacağımız konusunda hiç fikrimiz yoktu. Ben oğlumu da cesaretlendirmek için güvenimi toplayıp kaymaya başladım. Kırık ve bol karda kaymak çok zordur. Çünkü her an herşey olabilir. Arkama döndüm. Oğlum hızla kontrolünü kaybetti ve takla atarak kayanın üzerinden aşağıya uçtu. Düştüğü yer kayanın 15-20 cm yanındaydı. Yani mucize eseri kafasını vurmadı. Tam bir panik yaşıyordu. Ben oldukça uzak bir mesafede, kendisine bağırarak (şoktan çıkması için) talimatlar veriyordum. Soğukkanlı oluşum her zaman işe yarar. Cem tam bir şoktaydı. Kayakları ayağından çıkardı, bol kara batıyordu. Kayaklarını tekrar giymesi için bağırdım. Aslında ben de biraz korkmuştum. Batonları ortada yoktu. Batonsuz kayması imkansızdı. Tam panik içindeyken uzaktan 2 kişinin kayarak yaklaştıklarını gördüm, bağırmaya başladım. Cem’in yanına gelip, batonlarını bulup kendilerine verdiler. Onlarda yolu bilmiyorlardı. Ama en azından 4 kişi olmuştuk .
Bir saat içinde dağdan inmeyi başardık. Cem’i yönlendirerek , cesaretlendirerek, bazen bağırarak kendisini toparlamasını sağladım. Aşağıya indiğimizde ikimizde sırılsıklam ter içindeydik. Bacaklarımızı hissetmiyorduk. Ama başarmanın verdiği keyif ile çok mutlu olmuştuk.
Bu kısa macera bile hayatımıza renk katmıştı. Hayatın rutinden çıkıp, farklı birşeyler yapabilmek, oğlumla birşeyler yaşamak, paylaşmak bunlar gerçekten para ile satın alabilecek şeyler değil. Sadece saf duygular. Akşamları birlikte şarap içiyor, fondü yiyor, saat 10.30 gibi de odamızda film veya TV seyrediyorduk. Cem sürekli blackberry’si arkadaşları ile yazışıyor, skype ile arkadaşları ile sohbet ediyordu. Gençler bize göre çok farklılar. Hayata bakışları farklı. Korkuları bize göre daha az, istemedikleri şeyleri yapmıyorlar, saf duygularını serbestçe ifade edebiliyorlar. Bize göre daha az umutlu olmalarına rağmen, eğlenmeyi ve mutlu olmayı bizim jenerasyondan daha iyi biliyorlar.
Zermatt’da bu şirin şehirde unutulmaz bir kayak seyahati yapmış olduk. Milano’dan tren ile 3.5 saat seyahat ederek Zermatt’a varmak, tren yolculuğunu seviyorsanız, çok keyifli. Arada bir durakta tren değiştirmeniz gerekiyor. Cem her gördüğü yeri öğrenmek ve gezmek istiyor. Yol kenarında karnımız açıktığında birer hotdog (sosisli sandviç) iştahla yememiz görülmeye değerdi.
Seyahat sonrası tekrar Milano’ya döndük. Cem’in Porto Genova’daki kiraladığı evde bir gece kaldıktan sonra önümüzdeki dönem gitmek istediği Catholica okuluna birlikte gittik. Politika ve Uluslararası ilişkiler okumak istiyordu. Bu sene okuduğu “Pazarlama ve İletişim” ilgisini çekmemişti. Kısaca Cem bir karar vermek zorundaydı. Önümüzdeki aylarda kararını vermesi gerekiyor. Ben sadece yönlendirerek, kararı kendisine bırakmak istiyorum.
Mutluluk gerçekten anlatması zordur. Ben de oğlumla yaşamış olduğum bu seyahati insanın nasıl mutlu olabildiğinin bir öyküsü olarak sizlerle paylaşmak istedim. Gerçekte mutluluk anları o kadar kısadır ki bazen onların insan için sahip oldukları önemi vermiyoruz.
İnsanlar mutluluğu fantezi ile ilişkilendirmektedir. Ve mutlu olduğunu kabul ettiğimiz insanların sahip oldukları şeylere sahip olsak aynı şekilde bizim de mutlu olacağımızı düşünürüz. Çoğu kez bu şeyleri elde etmek için çok çaba göstererek çalışırız ve onlara artık sahip olduğumuzda bizi mutlu etmediklerini fark ederiz. Aristoteles, tüm insanların mutluluğu aramakta olduğunu ama her birimiz için aynı şey olmadığını farkına varamadığımızı söyler. Tek bir mutluluk yoktur. İnsana göre farklılık gösterir.
İnsanlar eğer gerçek ve kalıcı bir mutluluk arıyorsa, bu iç huzurda yatar. Ama ona ulaşabilmemiz için onu ekmek, sulamak ve büyütmek gerekir. Kendi iç yaşamımızı reddedip yüzeysel, mekanikleşmiş ve sadece dış dünyaya açık bir şekilde yaşamaya alışırsak bu iç yaşam kurur ve içinde düş kırıklıkları, üzüntüler, boşluklar belirir. Aksine ona bakarsak büyür ve meyve veren büyük bir ağaç gibi güçlenir. Çünkü insan kendini tam ve iç olarak gerçekleşmiş hissettiğinde mutlu olur.
Çünkü insan sadece ruhu dolu olduğu zaman mutludur.
Sevgilerimle,
Taner Özdeş

Comments powered by CComment

Bize Ulaşın

Halim Meriç İş Merkezi Cemal Sururi Cd. No:25/18 Şişli İstanbul

  • dummy0532 255 97 82

E-Bülten

E-posta adresinizi girin, size daha fazla bilgi gönderelim...

Ara