Saint Tropez ve Provence Seyahatim!

İnsanlar yüzde 85 görerek öğrenirler. Seyahat etmenin insana kattığı değerleri , öğrettiklerini kitaplardan öğrenmek neredeyse imkansızdır. Öğrenmenin yolu, yaşamak, deneyimlemek ve uygulamaktan geçer. Şeker bayramında, arkadaş grubumuzla Fransa’ya gitmeye karar vermiştik .

Fransa dünyanın en çok turist çeken ülkesi; 2010 rakamlarına göre 80 milyon turist çekiyor. Amerika 60 milyon, Türkiye ise 27 milyon . Referans : http://en.wikipedia.org/wiki/World_Tourism_rankings

Fransız’ların küstah ve ukala olduğu, garsonların bildikleri halde İngilizce konuşmadıkları , kaba ve kibirli oldukları söylenir. Ama bunlara rağmen turist sayısında dünyada halen bir numara. Türkiye’de herşey var , ama kaliteli ve zengin turist çekemiyoruz. Rus, Arap turist sayısı her geçen gün artarken Avrupa’dan gelen turist sayısı azalıyor. Seyahat etmek en önemli hobilerimden biri. Bu konuda söyleyebileceğim, zengin turistlerin ve varlıklı insanların öncelikle, güvene, düzene, hizmete, temizliğe, ulaşım kolaylığına ve diğer kendileri gibi benzeri nitelikte insanların gittikleri yerleri tercih etmeleri.

Uçağımız Cannes’a inerken havalimanının hemen yanındaki deniz gözüme çarptı .. Denizin hemen kenarında haalimanı çok hoş bir fikirdi. Havalimanı bizim havalimanına göre çok eski ve bakımsızdı. Bugün 5 yıldızlı otellerimiz dünya standartlarının üzerinde kalite ve yenileğe sahip, ama kaliteli turist çekmek için bu yeterli değil. Diğer yandan her sene gittiğim Hillside Fethiye ve Hillside Su’nun müşterilerinin çoğunluğu yabancıdır; sebebi kaliteli hizmet ve yüksek standartlarıdır. Türkiye’nin sayılı turist merkezlerinden Antalya’da turislerin gidebileceği şehir merkezinde cazip bir yer yoktur.

Bugün , İstanbul bile, diğer Avrupa ‘nın başkentlerine göre; Paris, Londra, Barcelona gibi, iyi pazarlanmadığı için, çektiği zengin turist sayısı çok düşüktür.

Cannes, Monaco (Monte Carlo), St Tropez, Nice hepsi aynı sahildedir. Cote D’Azur ( Fransız riveryası) bölgesindedir. Formula 1 , karliyet ailesi ile meşhur Monaco , Cannes Film Festivali, plajlarıya ünlü Saint Tropez, dünya sosyetesinin yaşadığı Nice. Bütün bu şehirlerin toplam alanlarının çok ufak olmasına rağmen inanılmaz bir pazarlama gücüne sahipler. Ama dünya zenginlerin uğrak yeridir. St. Tropez’de limanda gezerken gördüğüm teknelerin boyutunda Türkiye’de tekne görme şansınız çok düşüktür.

Provence için yola çıkmadan önce Cannes’ın o meşhur plajlarında öğlen yemeği yemeğe karar verdik. Plajın çok standart olmasına rağmen dekorasyon, servis, hizmet, ortam ve insan kalitesi yemek yediğimiz restoranı çok cazip kılıyordu. Fiyatlar Türkiye ile mukayese edildiğinde oldukça pahalı idi. Şarap her yemekte vazgeçilmez bir içecekti. Maden suyu ve su masalarda olmasına rağmen şarap muhakkak hem öğlen, hemde akşam yemeğinde içiliyordu. Şarap kültürü Fransa’da vazgeçilmez bir alışkanlık. Şampanya yemek öncesinde iyi restoranlarda da servis ediliyor.

Kiralamış olduğumuz araba ile Aix Provance bölgesine hareket ettik. Provance bölgesinin en önemli özelliği yeşilliği ve köyleri. Her köy kendine has özelliklere sahip olmakla birlikte şehir dokusu bozulmamış, binalar orijinal, olarak muhafaza edilmekte. Şarap gibi cafe kültürü de Fransa’da çok yaygın. Starbucks ve benzeri zincirlere çok nadir rastlarsınız. Fransa bu konuda mevcut cafe kültürü ile Amerikanlaşmaya karşı koyabilmiş bir ülke. Fransızlar hem tutucu, hem de gelenek ve göreneklerine çok bağlı bir millet. Otelimize yerleştikten sonra akşam yemek yemek için şehire indik. Müzeler, cafeler, kilise, kathedral ve orijinal dokuda binalar şehri hem orijinal tutuyor, hem de 1800 yıllarına gitmenizi sağlıyor. Tren ile şehirde gezinti yapma imkani var. Şehirdeki sessizlik ve sukünet, su sesleri ve temiz oksijen insanın içine işliyor..

Ünlü ressam Cezanne’nın da yaşadığı bu büyülü şehir, tam bir enerji deposu . Turistler için herşey düşünülmüş. Le Mas d’entremont adlı otelde kaldık. Herşey o yeşildi ki insan oksijenden kendini gevşemiş hissediyor. Çınar ağaçları, çeşmeler, taş evler..

Provance’de 2 gün kaldıktan sonra Avignon’a geçtik. Avignon’da kaldığımız otele ulaşırken arabamızla doğanın içinde süzülüyorduk..Biran yolumuzu kaybettiğimizi düşünürken otelimizi görmenin mutluluğun yaşadık. Otel’in adı “ Bastide Rose”-www.bastiderose.com-. İçeri girdik, burası bir otelden çok güzel bir ev idi. Sonradan öğrendiğimizde ben şok oldum. Burasi J.F. Kennedy’nin Beyaz Saray ve ölümünden sonra Lyndon Johnson’un basın danışmanının ve eski senatör Pierre Salinger’in evden dönüştürlmüş butik oteliydi . Çok heyecanlanmıştım. Kendisinin yaşadığı evi , 66 yaşındaki 3. eşi Poppy (gerçek adı Nicole) , işletiyordu. Poppy, o kadar mütevazi idi ki, herkes ile tek tek ilgileniyor. Ev tarzındaki oteline adeta aşıktı. Otelde olduğunuzu hissetmiyordunuz.

Bastide Rose’un özel odalarindan birinde, Pierre Salinger’in kitapları ve fotoğraf albümleri vardı ; J.F. Kennedy ile çektirmiş olduğu anı fotoğrafları ve yayınlanmamış yazıları vardı. Okuduğım bir konuşmasında (eşi bile benim bunları incelememe şaştı, 2 gün sonunda bana ben senin kadar kocam hakkında bilmiyorum dedi!) Amerika’nın ve dünyanin nereye gittiğini ve endişesini yazıyordu. Bu yazıları hiçbir zaman yayınlanmamış, büyük bir merakla okudum. Evin bir odası bütün Amerikan başkanlarına ayrılmış. Çocuklarından biri aşçı olarak otelde çalışıyordu. Yaptığı yemeklerin tadı halen damağımda, özelikle ördek ..

Otelin geniş bahçesi , ayrıca ünlü modern sanat eserlerinin serginlediği bir yer.

Şu anda bu yazıyı Bodrum Güvercinlik’ten yazıyorum. Kayınpederimin evinden. Kuş cıvıltıları, muhteşem bir deniz ve sessizlik, doğa .. Ama bir şeyler eksik diye düşünüyorum, kültür, sanat ve insan.. Havalimanına giderken yolun sağında ve solundaki tabela kirliliği, göze güzel görünen şeylerin azlığı, alışveriş kültürünün farklılığı .. Fransa’yı, İtalya’yı, İspanyayı turizm açısından vazgeçilmez yapan, ülkemizdede anlaşılmayan, pazarlanmayan bir konsept.. İlk gün Avignon’da 2 tane köy gezdik. Bunlar hiçbir şekilde orijinalliği bozulmamış, bizim köy diyeceğimiz yerler. İçinde kilisesi, tarihi eserleri, resim galerileri, cafe ve restoranlari, butikleri olan bir yer. Bodrum’dan ne farkı var diyebilirsiniz. İşte bu nokta çok önemli çok farkı var. Servis öncelikle çok farklı, ortalıkta gördüğünüz insan kalitesi çok farklı, zengin ve kültür odaklı insanlar Amerika’dan kalkıp geliyorlar. Şatolar, kaleler, nehirler, müzeler hepsi o kadar mükemmel bir arada var oluyor ki, kendinizi farklı bir ortamda, keşfeden, keyif alan, gözlerinizin sürekli birçok kültür, tarih zenginliklerinde gezerken buluyorsunuz, buralarda yaşamak istiyorsunuz.

Fransa köylerinde restoranları hep aileler işletir. O nedenle size servis edenler restoran sahibi veya ailesinden biridir. Şarap yemeklerin vazgeçilmez parçasıdır. Öğlen ve akşam şarap içersiniz (bu size 1 haftada 3 kg almanıza patlasa da, bu ortamda şarapsız olmaz, yemek öncesinde muhakkak şampanya içersiniz .. bu bir kültürdür) ..Bu köylerde ayrıca otellerin kalitesi de dikkatimi çekiyordu. Türkiye’nin büyük şehirlerinin dışında, köy ve kasabalarda 5 yıldızlı otel bulamazsınız. LaBastide de Gordes’te yediğimiz öğlen yemeği manzarası, konumu ve servisi ile bizlere büyük keyif yaşattı.

Avignon’un en önemli tarihi eserlerinden biri Papa’nın 10 sene yaşadığı Palais des Papes.. Papa’nın ayrıldıktan sonra bile 350 yıl kontrolünde Fransız ihtilaline kadar kalmış. Daha sonra Napolyon zamanında hapisane olarak da kullanılmış. 1906 yılından sonra ise Müze olarak kullanılmaya başlanmış.Palas’ın büyük kısmı şu anda ziyaret açık .

Ertesi gün Lavanta müzesine gitmeye karar verdik. Gerçek Lavanta çamaşır detarjanlarındaki lavantadan çok farklı. Belli bir yükseklikte, Fransa’nin bu bölgesinde yetiştirilebiliyor. Oldukça pahalı üretmek ( 9 ay süren bir işlemden geçiyor). Kokusu dışında cilde iyi gelen krem ve kokuları da bu müzede satın alma imkanınız var. Basit bir lavanta bu kadar mı iyi pazarlanabilir? Buna benzer şeylerin ülkemizde o kadar çok olmasına rağmen, pazarlamayı, sunmayı bilmediğimiz için birçok değerimizi sunamıyoruz..Meraklı olanlar için www.museedelavande.com .. Bu müzede iki saat zaman nasıl geçti anlamadık .

Lavanta, genelikle kokusu ile bilinir. % 100 saf lavanta başağrısına, uykusuzluğa, kesik ve yanıklara, soğuk alıngınlıklarına, kramplara, sinizüt ve birçok derde deva. Tabiiki biz de aldık..

Provance bölgesinde görülecek o kadar çok yer var ki . Ama tatilimizin kalanını St. Tropez’de geçirmek için yola çıktık.

St. Tropez, yat limanı, dünya markalarını görebileceğiz dükkanları, cafeleri, restoranları ve tabii ki plajları ile dünya sosyetesini ağırlayan ufak bir tatil yeri .

Alışverişi ve marlaları seviniyorsanız, burası marka cenneti; dünya yıldızlarına burada heran rastlayabilirsiniz. Yatlar her yerde. Müthiş bir enerji var şehirde. Şehire çıkış ve girişte trafiğe yakalanıyorsunuz. Kaldığımız otel Hotel L’Orangeraie , eskiden bir hastaneymiş. O kadar güzel döşemişler ki , www.hotel-lorangeraie.om , 1900 yılında yapılmış. İnsanı eskiye götürüyor.

St. Tropez’de yan yana 55 tane kumsal var. Birim Antalya Konyaaltına çok benziyor. Ama görünüşte aynı, sunum, servis, gelen konuklar ile ortam çok farklı hale geliyor. Denizi çok matah değil, insanlar cafelerde gibi omuz omuza yatıyor. Kimse kimseye bakmıyor. Kimse kimse ile ilgilenmiyor. Turizm de ülkemizin en büyük eksiği insanlara meraklı meraklı bakmamızdır. St. Tropez de yürürken bir kişi size bakmaz, sizinle ilgilenmez. İnsanların böyle yerleri tercih etmelerinin sebebi basından ve insanların meraklı bakışlarından uzak kalmak. Bize gelen ünlüler hemen basında yer alır, basın ordusu takip eder. Bunlar olacaktır, ama belli görgüde.

St. Tropez de farklı kumsallara gittik, bunların arasında en çok Club 55’i beğendik. Uzanlar ile ülkemizde popüler olan bu kumsala bizde gittik. Sahil açısında diğerlerinden farkı olmasa da, öğlen yemek burada bir keyif. Tekneleri ile yatlarından gelen birçok varlıklı işadamı, turist ile bu mekanda başka bir enerji oluşuyor. Şarap ve balığın ağırlıklı yenildiği mekanda bir öğlen yemeği 3 saate kadar sürüyor.

Yemek yemek bir kültürdür. Fransızlarda bu ayrı bir kültürdür. İnsanlar sadece yemek yemezler, sosyalleşirler, eğlenirler, gülerler ve iyi zaman geçirirler. Yemek yemek Avrupanın belli medeniyetlerinde bir kültürdür. İnsanlar sadece yemek yemek için bu restoranlarda saatlerce zaman geçirmezler.

Bu akşamüstü Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un eşi Hülya Hanım ile tanıştım. Mehmet Kocadon gece gündüz çalışan. 12 yıldır Bodrum Belediye Başkanlığını başarılı sürdüren bir Başkan. Bodrum, neden bir St. Tropez olmasın, dedim. Cevabı “ bizde hizmet veren insan kalitesi, gidin dükkanlara bakın” cevabı; hizmet sektöründeki eğitimsiz personeli ama kökeni ise aile görgüsü. Çatal ve bıçak ile yemek kültürü bile ülkemize çok geç geldi.. Temel problemiz var. Bodrum’da yeni butik otel açmış Lvzz oteli sahibi Ayşe Hanım, personel bulamamaktan şikayet etti. “Bu şartlarda Avrupa standartında hizmet vermemiz çok zor” dedi. En önemli mesajı ise AB Avukat ve Müşaviri Fatma Hanım ekledi “ Avrupalılar insana saygı gösterir. İnsan insana saygı çok önemlidir. Biz kendimize saygı göstermezsek, turistlere nasıl gösterebiliriz.” Kısaca Türkiye’nin lüks turizm konusunda gideceği çok yol var.

1 hafta seyahatimizin sanki bir ay gibi geçtiğini hissettik. İtalya ve Fransa, araba ile gezmek için çok güzel ülkeler. Seneye hedefimiz İtalya..Bu ülkelerde, doğa, sessizlik, huzur, insanların köylerdeki ( doğal halleri) , kilise ve cafelerin, hiçbir şekilde orijinalliği bozulmamış kalelerin, şatoların uyumu ve gizemi , diğer yandan sahillerdeki zenginlik ve varlığın yarattığı enerji, cafeler, restoranlar, düzen ; hem eski hemde yeniyi ne kaar uyumlu karışımı bu ülkelerin dünyanın en çok turist çekmelerine sebep oluyor.İnsan, doğa, tarih, kültür ve medeniyet hepsi bir arada...

Seyahat etmek insana vizyon katan, dünyaya bakışını değiştiren, yeni insanlar ile tanışarak onlardan her anlamda öğrenme fırsatı verir. Ben de seyahatlerimi sizlerle paylaşarak, sizlerin de yazılarımdan faydalanmanızı çok arzu ediyorum. Fransa, seyahat edilmesi gereken ülkelerin başında gelir, sadece Paris senede 40 milyon’un üzerindeki turisti ağırlar. Umarım Türkiye de birgün bu medeni ülkelerin yolundan giderek ucuz tatil merkezi olmak yerine, dünyada kaliteli ve zengin turistlerin en uğrak ve vazgeçilmez mekanı olur..

Sevgilerimle,

Taner Özdeş

Comments powered by CComment

Bize Ulaşın

Halim Meriç İş Merkezi Cemal Sururi Cd. No:25/18 Şişli İstanbul

  • dummy0532 255 97 82

E-Bülten

E-posta adresinizi girin, size daha fazla bilgi gönderelim...

Ara